Bir ülkede kötü giden bazı şeylerin ortaya çıkarılması için devletin kaynaklarına ulaşmanın da gazetecilerin görevi olduğu görüşünde. Ellerinde çok somut, kendilerini ikna etmeyen belge olmadan hiçbir haberi yayınlamayacaklarını belirtiyor. Taraf'ın haberi üzerine Genelkurmay'ın, 'Dağlıca belgesini sızdıran köstebeği yakaladık' şeklindeki açıklamasını soran Nuriye Akman'a, Çongar'ın cevabı da çok tartışılacak: "Dağlıca belgesini bir haber kaynağından alan muhabir arkadaşımız aynı haber kaynağı ile görüşmeye devam ediyor." Çongar, Taraf'ın finansal bağımsızlığı konusundaki spekülasyonlara da tepki gösteriyor. Gazeteye mali destek sağlayan herhangi bir şirket, kurum, cemaat olmadığını vurguluyor. Gazetenin sahibi Başar Aslan'ın zarar etmesine rağmen Taraf'ı çıkardığının altını çiziyor. Alkım Yayıncılık'ın geliri gazetenin döndürülmesine yetiyor mu? Yetmiyor. Başar Aslan bu işe girişirken "Türkiye'nin en dürüst, en prestijli gazetesine sahip olmak istiyorum" demişti. Bunun getireceği parasal yükü de karşılayabildiği noktaya kadar karşılamaya, hatta zarar etmeye razı oldu. Ne zamana kadar zarar edebilir ki? Açıkçası bilmiyorum. Çok ciddi bir mali sıkıntıya rağmen bu gazete çıkıyor. Başar Bey'in kendi geliri kullanılıyor bu faaliyet için. Şu ana kadar bir tek Mehmet Betil'in sınırlı bir mali katkısı oldu. O sınırlı mali katkı ile belki ortaklığı gündeme gelebilir. Bunun dışında Taraf'a mali destek sağlayan herhangi bir şirket, devlet, kurum, cemaat yok. Valla ben bu konuda bir şikâyette bulunamam. Tam kadrolu muhabirler hak ettiklerinin altında almıyorlar. Yöneticilerin de işte Ahmet Bey olsun, ben olayım, Alev olsun aldığımız para piyasa standardının altındadır. Ergenekon'un CHP'si [Mümtaz'er TÜRKÖNE] Ülsever'in vardığı bu hükme ulaşabilmek için, Başsavcı'nın sıraladığı sevk maddeleri arasında yer alan "askeri itaatsizliğe teşvik" suçunu, "darbe" dışında bir vesileye bağlamak lâzım. Ne yani, sabah içtimaından sonra mıntıka temizliği yaparken birilerinin askerler arasında "sigara izmaritlerini toplamayın" diyerek giriştiği kışkırtmadan mı bahsediyor, iddianame? "Askeri itaatsizliğe teşvik suçu"nun, diğer sevk maddesi olan "cebir ve şiddetle hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" amacıyla işlenmesi "askerî darbe" dışında ne anlama gelebilir? Yoksa kanunlarda "coup d'état" diye bir tabir mi var, savcıların kullanmadığı? "Terör mü, darbe mi?" sorusu, Ergenekon davasını daha başında sulandırmaya çalışan demagojilerden biri. Bu sorunun bir tek doğru cevabı var: "Darbe için terör". Bu hatırlatmayı "terör" kelimesi hakkında bilgileri tazeleyerek yapalım. "Terör" siyasî amaçlar için girişilen kitlesel şiddet demek. O zaman terör söz konusu olduğunda hemen bir siyasî amaçtan söz etmeliyiz. Ergenekon da, savcılığın dayandığı sevk maddesinde olduğu gibi "hükümeti ortadan kaldırmak veya iş yapamaz hale getirmek" için, yani darbe yapmak kastıyla şiddet eylemlerine girişen, üstelik bu darbeyi "askeri itaatsizliğe teşvik" ederek, yani orduyu kullanarak "bir askerî darbe" olarak planlayan bir terör örgütü. Aynı muhakemeyi tutuklu paşaları savunmak için Deniz Baykal da yürütüyor. "Ergenekon terör örgütü"nü, iddia edilen vahim suçları göz ardı ederek CHP, bütünüyle savunmaya ve yargı süreci üzerinde siyasî kontrol kurmaya çalışıyor. Hürriyet'in "sistematik sulandırma stratejisi", Ertuğrul Özkök'ün bugünkü yazısında koyduğu ihtiyat payının gösterdiği üzere geriye çark etmeye müsait. Bir sanık ifadesinde yer alan "Agarta fantezisi"ni, bütünüyle davayı nitelemek ve sulandırmak için manşete taşımak, gazeteyi itibarsızlaştıracak bir çürütme taktiği. Herkesin aklını başına alması lâzım. Ortada kokusu bütün mahalleyi kaplamış bir cenaze var. Ergenekon artık öldü. Ölüsünden bile korkmak veya diriltmeye çalışmak yerine, defin merasimine usulünce herkesin katkıda bulunması lâzım. Ergenekon bir darbe organizasyonu ve bu amaçla suç makinesine dönüşmüş bir terör örgütü olmanın ötesinde Soğuk Savaş yıllarına özgü özel harp örgütünün vârisi. Genelkurmay Başkanı'na suikast düzenleyecek kadar çizmeyi aşmış bu örgüt, emekli generallerin ve sivil unsurların elinde bir iktidar oyuncağına dönmüş. CHP kurmaylarının giriştiği savunma, bu suç örgütünü sahiplenmeye yönelik en umutsuz, ama en dramatik çaba. Benzetmemi tekrarlamalıyım: DTP ile PKK'nın ilişkisi ne ise, CHP ile Ergenekon'un ilişkisi de aynısı. CHP, kendisine bir terör örgütünün legal uzantısı olma misyonu biçiyor. Üstelik bu parti, kontrgerillayı ilk defa gündeme getiren Bülent Ecevit'in, Süleyman Genç'in partisi. Baykal'ın sulandırma stratejisine demagojik katkılarını teşhir etmenin ve belki de CHP'yi devlet içindeki terörü himaye eden bu berbat durumdan kurtarmanın basit bir çaresi var. Bütün NATO ülkelerinde 1990'larda tasfiye edilen İtalya'daki Gladio benzeri gayri nizami savaş örgütlenmesinin Türkiye'de devam ettiğini hepimiz biliyoruz... Ergenekon'un Türk Gladio'su olduğu iddiası, kanımızı donduran ciddi bir iddia olarak bu davanın en önemli konusu olarak karşımızda duruyor. Ergenekon davasından, bu örgütün tasfiyesini bekliyoruz. İşlenen suçlarla ilgili yargılama devam ederken, tıpkı diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi bir Meclis Komisyonu'nun bu örgütlenmenin peşine düşmesi gerekmez mi? CHP'nin böyle bir komisyona katkıda bulunarak, tarihsel olarak üstlendiği "kontrgerilla davası"nı sürdürmesi doğru olmaz mı? CHP'nin turnusol kâğıdı işte bu. Hadi diyelim ki Baykal'da umut yok. CHP'yi battığı Ergenekon batağından çıkaracak, böylece bu partinin gelecekteki iddiasının sahibi olacak bir yiğit adam yok mu? CHP'nin titremesi ve kendine dönmesi lâzım. Çünkü Ergenekon CHP'yi de beraberinde toprağın derinlerine doğru çekiyor. 'Bırakın layn kızı!..' [A.Turan ALKAN] Ah bilemezsin sevgili günlük, böyle bir ortamda sahneye çıkıp, "işte beklediğiniz uyarıcı, kurtarıcı benim" diye haykıramamak çok fena bir şey. Eksik olmasınlar sağdan-soldan ara gazı veren dostlar eksik değil fakat ne yazık ki bu bizim dostları kimsenin tanıdığı yok. E, bu iş ahbapla arkadaşla yürümez ki! Neyse ki, basın desteğim devam ediyor hâlâ, fakat bu medyacı takımına da yüzde yüz güvenilmez. Ya beni başka hesaplar için destekliyor gibi görünüp de işe yaramayacağım anda yüzüstü bırakırlarsa ne yaparım ben? *** Artık ciddi ciddi parti kurmayı düşünüyorum; bu işler öyle kıytırık yerlerde otuz kırk kişiye konferans vermekle, internet sitesi kurmakla çevrilecek işler değil. Neden parti kurmalıyım sevgili günlük biliyor musun? Bir kere fena halde lider kıtlığı var ülkede. Başbakan ve partisi bugün var yarın yok. Deniz Bey'in durumu daha içler acısı; bugünlerde Deniz Bey'in yerinde olmaktansa Beşiktaş iskelesinde baba olmak daha iyi. Geriye kim kalıyor? Zeki Bey! Geç onu sevgili günlük, geç onu. Rahşan yenge kafaya takmış bir kere, Zeki Bey'i sosyal demokratların diri diri gömüldüğü mozoleye göndermeden rahat etmez. Başka kim var? Sinan Bey vardı, olmadı; belki ilerde olur fakat bugünlerde değil. Söylemek biraz ayıp olacak fakat ortalıkta benden başka dişe dokunur kimse yok gibi görünüyor. Sadece ben, ben ve yine ben! Senden gizlim saklım yok sevgili günlük, kalkıp iki satır göbek atmazsam yüreğim yatışmaz vallahi. *** Sevgili günlük, niçin parti kurmam gerektiğini anlatıyordum, araya laf girdi; Bir kere gencim, yakışıklıyım, güzelim. Ağır ağır, tarta tarta konuşuyorum ve dinleyenler, "herhalde bu adam çok dolu olmalı ki, bildiklerini seçerek söylüyor" diye düşünüyorlar. Ah bir de sesim şöyle mikrofonik, hafif davudî ve bariton tonda olsaydı belki şimdi çoktan cumhurbaşkanı filandım... Haa, dürüstüm bir de. Ekonomiden anlıyorum. 12 Eylülcüler, takunyacı Turgut Bey'e ihtilalden sonra niçin müsteşarlık verdiler biliyor musun günlük? Adam ekonomi biliyordu; e, ben de biliyorum. Borçlanmak kötüdür, tutumlu olmak iyidir; hayatta alacağını vereceğini iyi bileceksin. Biliyor musun günlük, bu kadarcığı bile yetiyor be. Az kalsın unutuyordum; laikim bir de. Laik olmak Türkiye'de çok değerli bir meziyet. Yemeyeceksin, içmeyeceksin fakat laik olacaksın. Söz arasına vesile düşürüp Cumhuriyet'in temel değerlerine duyduğum saygıyı vurgulamayı da ihmal etmiyorum; bunun üstüne bir de hükümete yandan yandan bindirmeler yapınca çok alkış alıyorum. İnsanlar beni seviyor günlük; uzaktan uzağa beni parmakla gösterip, "bak işte adam gibi adam; dinsizin hakkından imansız gelir" diyorlar. Gururlanıyorum tabii. Şimdi yeniden hesap yapalım; gencim, yakışıklıyım, dürüstüm, laikim, ekonomiden anlıyorum, hükümeti eleştiriyorum fakat hâlâ yerimde sayıyorum. Tamam parti kurayım ama, böyle arkadaş gazına gelip de parti kuran nice uyarıcının akıbetini hatırladıkça hevesim kırılıyor. Aslında ne gerek partiyle filan uğraşmaya. Versinler görevi, ülkeyi bir güzel kurtarayım. Ülkemi çok seviyorum; onu kurtarmak bana ayrı bir zevk verecek bundan eminim. Yerli filmlerde de öyle oluyor zaten, filmin en güzel kızı, sonunda kendini kurtaran esas oğlana âşık oluyor, evleniyorlar. Sonra kırmızı kiremitli, yeşil panjurlu bir evleri, yarım düzine çocukları oluyor... Oh ne güzel, bari hemen gidip şurdan bir parti kurayım ve filmin en güzel kızına tecavüze yeltenen serserilere, "Bırakın layn kızı!" diye sesleneyim... Dokunulan orgeneraller, ve miladın üç boyutu… [Ali BAYRAMOĞLU] Bomba dün düştü. İki emekli orgeneral, bir emekli tuğamiral ve bir emekli albayın aralarında bulunduğu asker, gazeteci ve işadamlarından oluşan yaklaşık 35 kişi Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Bir başka emekli tuğgeneral ise aranıyor. Tutuklanan kişilerin, özellikle askerlerin hemen hepsi, Nokta Dergisi'nde yayınlanan Özden Örnek günlüklerinin de teyit ettiği gibi, 2003 ve 2004 yıllarında Sarıkız ve Ayışığı kod adlı iki darbe hazırlığında adı geçen isimler. O zaman “dün yaşanan gelişmeler gerçekten bir ilktir ve son derece değerli bir ilktir”… Bu ülkede “ilk kez darbe girişiminde bulunmuş general, orgeneral ve kuvvet komutanı düzeyinde emekli asker, bu gişimlerinden ötürü hukuki takibata uğruyorlar”. Darbelerin, darbe girişimlerinin, muhtıraların, uyarıların, kurumsal tehditlerin ilk kez hukuki bir karşılığı olabileceğini, bir yaptırıma tâbi tutulabileceğini görüyoruz. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün cesur ve ilkeli tutumunu alkışlamak gerekir. Beklenen, arzu edilen ve olması gereken yapılmıştır. Dün yaşanan gelişmelerin “ilk boyut”u alkış ve demokratik heyecan gerektiren bu boyuttur. Daha önce de yazdığımız gibi “Ergenekon 'Derin Devlet' tir. 'Derin Devlet' 2003 sonrası yeniden örgütlenmiş ve yeni hedefler etrafında harekete geçmiştir. Harekete geçiren unsur 'AKP iktidarı ve AB döneminin başlaması' olmuştur. 28 Şubat'ın büyük asker ağabeyleri, 'sivil' örgütleri, Susurluk grupları, bunların devlet içindeki artıkları, üniversitelere, siyasi partilere, barolara uzanan kalıntıları 2004'ten itibaren bir şekilde temas etmiş ve seferber olmuşlardır. Derin devlet son yıllarda illegal ve legal yapılarıyla topyekûn bir örgütlenme içine girmiş, Cumhuriyet'i 1950 öncesi modeline göre yeniden inşa etmeye soyunan bir 'büyük koalisyonun motor gücü' haline gelmiştir. Bu çerçevede sokağa inmiş, tetiğe dayanmış, silahlanmaya başlamış, darbe planları yapmaya soyunmuştur…” Generallerin gözaltına alınması işte bu tespitleri doğrulamıştır… Ve dün yaşanan gelişmelerin “ikinci boyut”u budur. Üçüncü boyuta, işin “realpolitik” boyutuna gelince… Orgenerallerin gözaltına alınması, bir dokunulmazlığa son verilmesi hem bu adımın atılma koşulları hem yaratacağı sonuçlar açısından ülkede yaşanmakta olan iktidar mücadelesinden bağımsız düşünülemez… Yaşananla ilgili kağıt üzerinde üç ihtimal var: 1. Atılan, savcının emniyetle birlikte attığı iktidara bilgi vermeden bir adımdır… 2. Savcı bu adımı siyasi iktidarın bilgisi dahilinde atmıştır… 3. Bu adım hükümet kadar Genelkurmay'ın onayıyla de atılmıştır… İlk ihtimal pek zayıf, ikinci ihtimal kuvvetlidir. Üçüncü ihtimal ise en önemlisidir, zira diğer ikisini karşısına alır ve üzerinde özellikle durmayı gerektirir. Bu çerçevede en önemli soru, gözaltıların Genelkurmay'ın bilgisi dahilinde yapılıp yapılmadığıdır… Genelkurmay'a haber vermeden böyle bir adımın atılması ülkenin dengeleri ve alışkanlıkları açısından ne denli zor görünüyorsa, Genelkurmay'ın “Muğlalı Paşa sendorumu”nu kendi eliyle derinleştirecek, siyasete müdahalesini yargısal yaptırıma açacak ve sınırlayacak, AK Parti'ye yönelik kuşatma harekatını anlamsız kılıcak bir adım atması da o denli zor görünmektedir. Kaldı ki, gözaltına alınan emekli orgeneraller isimleri ve rütbeleri ordu içinde büyük gürültü koparacak isimlerdir. Atılan adım o denli önemli ve devasadır ki, yansımalarının da devasa ve önemli olacağı açıktır. Bu durumda ilke savaşı kadar, iktidar kavgalarının en keskin aşaması yaşanacak demektir… Her şey olabilir… Sivil bir düzen de bir adım ötede, aksi de… Not: Baykal'dan Özyürek'e başta gözatıları yargının siyasallaşması, siyasi iktidarın içi boş karşı bir hamlesi olarak değerlendirenler, bilin ki aksi yöne kürek çekenlerdir… Göze çarpanlar [http://www.mustafaakyol.org] “Bizim kültürde 'kötülük' hep dışarıdan gelir: Benim çocuğum bir halt ettiyse, kötü arkadaşları onu yoldan çıkardığı için etmiştir. Zaten bildiğim dillerde, 'kendisi iyidir ama etrafı kötüdür' gibi bir deyimi hiç işitmemişimdir. Bize özgü bir şey, bu düşünce tarzı. Şimdi, 'Trabzon'da ne oluyor?' denince, gene benzer bir tepkiyle karşılaşıyorsunuz: bir olumsuzuk varsa dışarıdan gelenler yapıyor, Trabzon'u sevmeyenler de bunu kullanıyor vb. Bildiğimiz 'olan biten her şeyi bir komployla açıklama' alışkanlığı.”
Murat Belge, 1 Şubat 2007 Bunun için amaca uygun bir tarih üretilir veya tarih yeniden yazılır, bu çerçevede geçmişe dönük olarak -başta, ‘kuruluş miti’ veya ‘kurucu miti’ olmak üzere- birçok efsane uydurulur veya keşfedilir, ulusal semboller yaratılır ve yaygınlaştırılır, genellikle çoğunluk dili resmîleştirilir ve standardize edilir. Bunların hepsi bir tür resmî ideoloji oluşturur. Bazı örneklerde bu ideoloji tebaanın kendisini emsalsiz bir kültürel-politik antite olarak görmesini sağlamanın ötesinde, onların hayata dair temel görüşlerini de belirlemeye dönük ahlákî-felsefî unsurlar da içerir. Milliyetçiliğin bu anlamda dinsel bir yanı da vardır. Esasen milliyetçilik din meselesine tamamen kayıtsız kalamaz; nitekim ulus devletler yer yer dinleri de millîleştirmeye çalışmaktadırlar. Bütün bu faaliyetlerde ulus devlet mümkün olan her türlü araçtan yararlanır. Bunların başlıcaları resmî eğitim sistemi, genel ve zorunlu askerlik, kültürün devletleştirilmesi ve kitle iletişim araçlarının kontrol edilmesidir. Mamafih, bunlar her zaman ‘ikna’ya dayanan ‘ideolojik-hegemonya’ araçlarından ibaret de değildir. Ulus devlet ‘ihtiyaç duyduğu’nda kendi tekelinde olan cebir aygıtını da kullanmaktan çekinmez. Nitekim, kimlik taleplerine veya resmî ideolojiye ‘meydan okunması’ durumlarına bazen bu şekilde mukabele edilmektedir.” Mustafa Erdoğan, 10 Ocak 2007 Erol Katırcıoğlu, 30 Eylül 2006 Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu, 30 Eylül 2006 Etyen Mahçupyan, 3 Eylül 2006 AK Parti’li Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin, 2 Ağustos 2006 ABD Büyükelçisi Eric Edelman’ın sözünü aktaran gazete haberi, 20 Haziran 2006 Geçmişte AB Genel Müdürlüğü de yapan eski Brüksel Büyükelçisi emekli diplomat Temel İskit, 5 Haziran 2006 George W. Bush, 28 Ocak 2007 TÜSİAD Tanıtım Komisyonu Başkanı Ümit Boyner, 7 Mayıs 2005 Mümtaz'er Türköne, 7 Mayıs 2006 AP Türkiye Raportörü Arie Oostlander,17 Mart 2004 Çek siyasetçi Vaclav Klaus, 16 Nisan 2006 Türkiye Hahambaşısı Rav İsak Haleva ve Türk Musevi Cemaati Başkanı Silvyo Ovadya, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, 14 Mart 2006 Papa XVI. Benedict [henüz Kardinal Ratzinger olduğu sırada], 1 Nisan 2005
td width="90">
...Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların...
23/7/2008 - TARAF
[Röportaj] Dağlıca belgesini veren kaynakla görüşmeyi sürdürüyoruz 
Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Yasemin Çongar, dünyanın her yerinde yazabilme cesaretini gösteren medyaya belgelerin sızdırıldığını savunuyor.
Peki siz yönetici kesimi de hak ettiğinizin altında mı alıyorsunuz?
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
17/7/2008 - Ergenekon'un CHP'si
Cüneyt Ülsever iki gün boyunca köşesini yanlış bir hükmü temellendirmeye ayırdı. İddianame'de "darbe" sözcüğünün geçmemesini, "Ergenekon örgütü"nün "terör örgütü" olarak nitelenmesini, işin darbeyle ilgili kısmının "çökmesi" olarak yorumladı.17 Temmuz 2008, Perşembe
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
9/7/2008 - 'Bırakın layn kızı!..'
09 Temmuz 2008, Çarşamba
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
2/7/2008 - Dokunulan orgeneraller, ve miladın üç boyutu…
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
26/6/2008 - Kayda Değer ve Ezber Bozar Alıntılar
Kayda Değer ve Ezber Bozar Alıntılar
Kötülük hep dışardan mı gelir?
Milliyetçilik nedir?
Modern ulus devletlerin muharrik gücü ve arka-plan düşüncesi olarak milliyetçilik özünde politik bir ideolojidir. Bu ideolojinin merkezinde belli bir egemen gücün otoritesi altındaki nüfusu -halkı veya halkları- ‘ulus’ olarak tasarlamak ve yaratmak düşüncesi yatar. Milliyetçiliğin karakteristik vasfı, türdeş bir kolektif kimlik olarak tasavvur ettiği ‘ulus’u tek bir merkezî siyasî güç altında toplama (ulus temelli bir devlet kurma) ve bunu her ne pahasına olursa olsun koruma iradesidir. Bu da bir yandan dışa dönük olarak ‘ulus’u başka egemenlerin uyrukları olan halklardan -başka ‘ulus’lardan- büsbütün farklı olarak tanımlamayı, öbür yandan da içe dönük olarak nüfusun içindeki farklılıkları reddetmeyi ve törpülemeyi gerektirir.
‘Sorun Müslümanlıkta değil, özgürlük eksikliğinde’
“Evet bu ülkede 'irticacı' kategorisine yakın düşen insanlar, guruplar ve örnekler yok değil. Böyle amaçları olanlar da. Ama unutmamak gerekir ki bu kategorideki insanların varlıklarınınn 'kaygı' verici oluşları onların Müslüman oluşlarından değil, onların özgürlük ve demokrasi kavramlarından nasiplerini almamış ataerkil bir zihniyete sahip oluşlarından geliyor.”
‘Ümmetçilik Şeriatçılık ve Kapitalizm’ ekseni
“… Ülkenin birliği, milletin tekliği ve tam bağımsızlık; Atatürk milliyetçiliği budur. Bu ilkenin karşıtı ise ümmetçilik, şeriat taraftarlığı, emperyalizm ve evrensel kapitalizmdir.” Hele bugün, fertlerin dinden esinlenen duygu ve düşüncelerinin siyasete yansımasını normal bir durum, sosyolojik bir olgu olarak gören bir zihniyetin de etkisiyle laiklik karşıtlarının güç kazandığını ve laikliğin yavaş yavaş yıpratıldığını görmenin bizleri düşündürmesi gerektiği kanaatindeyim.”
Mustafa Kemal'i anlamanın kuralları
İpek Çalışlar’ın ‘Latife’ başlıklı biyografik romanında Topal Osman’ın adamları geldiğinde Mustafa Kemal’in kadın elbisesi giyerek kaçtığı söyleniyor. Tabii bu bilgi bizzat Latife Hanım’ın hatıratından çıkmakta... Ama devletimiz bunu da kabul edemiyor, çünkü Mustafa Kemal böyle bir şey yapmış olamaz. Yani gerçekte ne yaptığından hareketle Mustafa Kemal’i anlamaya çalışmıyoruz, hayalimizdeki Mustafa Kemal’den hareketle gerçekliğin ne olduğunu kurguluyor, bir de bunun aksini söyleyeni cezalandırmak istiyoruz.
"Laiklik İslam'a uygun"
"İslam dininin muhatabı devlet değil, insandır. İslam insanı olur ama İslam devleti olmaz. Bunlara özellikle parti toplantılarında sürekli söylüyorum. Aslında laiklik herhangi bir dine veya mezhebe inanan birinin en büyük teminatıdır. Yani siz bir dine inanıyorsunuz, bir başkası "siz niye o dine, mezhebe inanıyorsunuz?" diyemez. Ama laiklik olmasa diyebilir."
’1920'ler Türkiyesi tekrarlanamaz’
“ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi ve Savunma Bakan Yardımcısı Eric Edelman, Atatürk'ün 1920'lerin Türkiye'sinde “liberal olmayan” yöntemler kullanarak ülkeyi modernize ettiğini, ancak o yıllarda geçerli olabilecek bu yöntemlerin bugün modern dünya tarafından Irak'ta kabul edilmesinin kendi görüşüne göre mümkün olmadığını söyledi. Edelman, “her ülke kendi yolunu kendisi bulmalı” dedi.”
‘Laikçi cephe bizi Kuzey Kore yapmak istiyor’
"... AB sürecinde getirdiği olumlu değişikliklerden ötürü toplumun bir kesimi AKP'yi içine sindiremedi. 'Kızılelma koalisyonu, ulusalcılar' denilen AB karşıtları, AKP'nin ayağının sürçmesi için fırsat bekliyordu. AKP bu laikçi cephenin eline 'laikliğin tarifini yeniden yapalım', 'türbana Danıştay değil, ulema karar versin' diyerek malzeme vermeye devam ettikçe, Türkiye'deki istikrarsız ortam büyüyor şimdi. Laikçilerin istediği buydu. AB karşıtları AKP'nin tartışmayı din temalarına sürüklemesinden, İslam'ı vurgulamasından çok memnunlar. Çünkü onların Türkiye'ye biçtikleri bir gelecek yok. Onlar sadece Batı'ya kapalı otoriter bir rejim istiyorlar. Türkiye, Kuzey Kore olsun istiyorlar. AB dışındaki ittifaklarla burayı Kuzey Kore'ye çevirmek istiyorlar."
'İslam barışçı bir din'
“Başka insanlar için bazı kelimelerin ne anlama geldiğini bilmek zorundayız. Bazen ben de verdiğim mesajlarla istemediğim yanlış sinyaller gönderiyorum. Aslında öyle yapmak istemiyorum ama, Müslüman dünyasında tepkilere neden oluyor. Diğer taraftan da, gerçek İslam’ın ne olduğunu bilmek, bana büyük rahatlık veriyor. İslam barışçı bir din. Bu dine bağlı insanlar, diğer insanların haklarına saygı gösteriyor. Büyük dinlerin ortak değerleri var. Biz, aşırı İslamcıların bu büyük dinin doğasını bozmasına izin veremeyiz. ABD, Batı ve Müslüman dünyasının birlikte yapacağı çok iş var.”
'Laiklik, Türkiye'de neredeyse din gibi'
Avrupalılar, "Türkiye'de başörtüsüne niçin karşısınız?" sorusunu sık sık yöneltiyor. Biz de 'laiklik' diyoruz. Laiklik, Türkiye'de neredeyse din gibi. Demokratik haklar açısından bakıldığında, insan görünüşüyle yargılanmamalı... Türkiye'nin radikal İslâm'a kayacağına asla inanmıyorum. Çünkü Türkiye'de, bunun önüne geçecek ciddi bir mütedeyyin kitle vardır ve dindarlıkla 'radikal İslâm'ı karıştırmamak gerekmektedir.
'Devleti aşan laiklik totaliter düzen üretir'
“Hassas eşik şurası: Laiklik prensibini devlete has bir nitelik olmaktan çıkartıp, bireylerin sahip olması gereken bir özellik olarak tanımlarsanız, ortaya totaliter bir ideoloji, totaliter bir devlet düzeni çıkar. Laikliğin yaşayabilmesi için şu konuda ittifak gerekir: “Ben laik olamam, bireysel hayatımda dinî inançlarımı ve maddî hayatımı birbirinden ayırmak zorunda değilim. Ama, dinî inançlarımın gereklerini özgürce yerine getirebilmek için laik bir devletin çatısı altında yaşamak istiyorum.”
‘Kemalist ideoloji AB yolunu tıkıyor’
"Türk Devleti'nin temel felsefesi, Kemalizm'dir. Bu ideoloji, Türkiye Devleti'nin bölünmez bütünlüğünün bozulmasına yönelik korku yaratıyor. Aşırı Türk milliyetçiliği körüklüyor. Askerin gücünü artırıyor ve dine karşı esnek olmayan bir tavır yaratıyor. Sonuç olarak bütün bu oluşan unsurları yaratan Kemalizm ideolojisi, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma yolunu kapatıyor."
Türkiye bazı Avrupa ülkelerinden daha fazla laik
“Türkiye, birçok AB üyesi ülkeden daha az dindardır. Çünkü bu ülkelerin anayasaları Hıristiyan prensiplere dayanır.”
‘Hz. Muhammed karikatürlerini kınıyoruz’
'Geçtiğimiz hafta bir Danimarka gazetesinde, bugünlerde ise neredeyse tüm Avrupa basınında yer alan karikatürü, çizeri ve yayıncısıyla kınıyor, olayı ve gelişmeleri büyük bir üzüntü ve endişeyle izliyoruz... Demokrasinin insanlara sağlamakta olduğu fikir ve ifade özgürlüğünün hiçbir zaman kısıtlanmasını istemeyen ve daima destekleyen bizler, bu demokratik özgürlüğün kimseye, dinlere, peygamberlere, kutsal kitap ve değerlere sataşma hakkını vermediği görüşündeyiz."
3 Şubat 2006
‘Büyük Ortadoğu Projesi ilkelerimize uygun’
"Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye'nin dış politika ilkelerine uygun. ABD ile hareket ediyoruz. Amacımız İslam ülkelerine özgürlük ve demokrasi getirmek... Eğer Türkiye'de özgürlük ve demokrasi olmasaydı biz de şu anda iktidar olamazdık. Bunların kıymetini hepimiz bilelim; ona göre davranalım"
‘Çatışma, medeniyetler arasında değil’
"Eğer bir kültürler çatışması olacaksa, bu büyük dinler arasında çatışma olamayacak — çünkü bunlar birbirleri ile birarada yaşamayı bilmişlerdir. Eğer bir çatışma olacaksa, bu, insanın Tanrı'dan radikal biçimde bağımsızlaştırılması ile büyük tarihsel dinler arasında yaşanacaktır."
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->