td width="90">

KARTALLARIN KANADINI YOLMAK DOĞACAK NESLİN KARTAL OLMASINI ENGELLEMEZ. <> İÇİNDE ZATEN KÖTÜLÜK OLAN BİR RUHA EL ATMAKLA, ŞEYTANIN NE KAZANCI OLABİLİR?(ARTHUR MILLER) <> ÇOCUK TRAJEDİDE GÜLER,İHTİYAR, KOMEDİDE AĞLAR.(M. UNAMUNA) <> SÖNDÜREMEYECEĞİN ATEŞİ YAKMA '(SELİM GÜNDÜZALP) <> TOPUĞA ÇIKMAYAN SULAR,DENİZ İLE SAVAŞ EYLER '.(YUNUS EMRE) <> ERİŞİR FETHE, FEDAÎSİ OLAN DAVALAR.(FARUK NAFİZ) <> ALTIN PRANGALAR, DEMİR OLANLARDAN ÇOK DAHA KÖTÜDÜR.(M.GANDHI) <> ÇOCUK, ELMAYI GÖRMEDEN KOKULU SOĞANI ELİNDEN BIRAKIR MI?(Hz. MEVLÂNÂ) <> ORMAN HAYATI BESTELERKEN ÇIT ÇIKARMAZ DA BALTA DAĞLARI İNLETİR. <> FİLDİŞİ KULE

Bazen namazda veya oruçta bulamadığın feyzi, belâ ve mihnette bulursun.(İbn Arabî)

24/7/2008 - ISPANAKLA KOCA TESTİ

Kategori: Mizah

ISPANAKLA KOCA TESTİ

Kadın akşam işten çıkar
Çocuğu yuvadan alır
Markete geçer ıspanak alır
Koştura koştura eve döner
Çocuğu soyar elini yüzünü yıkar
Kendi üstünü değiştirir
Mutfağa koşar
Bi yandan ıspanakları yıkar bi yandan çocuğun sorularına ve ihtiyaçlarına
cevap verir.
Bi yandan sofrayı hazırlar o da ne yoğurt almayı unutmuştur! Yoğurtsuz
ıspanak olmaz
Hemen kocasını arar.
Kocadan Kocaya değişen cevaplar:

1) Ben geç geleceğim. Toplantım var Yoğurtsuz yiyin ( laçkalaşmış koca)
2) Ben geç geleceğim Çok üzgünüm tühhhhhh Şimdi ıspanak da yoğurtsuz olmaz
ki E yoğurt getireyim kapıdan bırakayım hemen döneyim toplantı bu kaçırsam
olmaz Mazallah dağlara taşlara işten atılma sebebim olur sonra yoğurt
dökecek ıspanak bile bulamayız ( aldatan koca ya da eve gelmemek için
bahane arayan koca ,ama bi yandan da
vicdanı sızlayan koca..)
3)Aradığınzı numaraya şu anda ulaşılamıyor........(İşte bu aldatan koca)
4) Mendebur kadın ıspanağı aldın da yoğurdu niye almadın! ("kazma" tipi
koca )
5) Igggghhhh yine mi ıspanak! Otlaya otlaya sığır olduk ("kalas" tipi koca)
6) Tamam alırım (monotonlaşmış koca)
7) tamam alırım başka bişey lazım mı? ( Normal koca)
8)Tamam hayatım alırım başka bi isteğin var mı? ( Olması gereken koca)
9) amannn ıspanakla mı uğraştın? Yapmadıysan bırak ya dışardan söyleyelim ya da dışarda yiyelim (Süper koca)
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/7/2008 - PADİŞAHA EN KRAL YALANI KİM SÖYLEMİŞ ?

Kategori: Mizah

PADİŞAHA EN KRAL YALANI KİM SÖYLEMİŞ ?

Padisahin biri;

-'Bana yalan soyleyebilene bir kup dolusu altin verecegim!' demis.
Yalancilar, hemen saraya kosusturup baslamislar yalana;

''Bir kus, aslani kapip yuvasina goturdu.''
''Bunun neresi yalan?.. Kus kartaldir, arslan da kuzu kadar minik bir
yavru. Kapti mi goturur tabii!..''

''Komsu ulkede bir esegi kral yaptilar!..''
''Ulkenin krali, pencereden bakinirken tacini dusurmus. Tac da pencerenin
altindaki esegin basina gecmis. Tac kimin kafasindaysa,
kral odur tabii!..''

''Padisahim, ben gokyuzune bir ok attim. Alti ay sonra geri dondu!''
''Senin ok bir agacin ustune dusmustur. Agac, sonbaharda yapraklarini
dokunce, takilacak yer bulamayip yere inmistir.''


Boylece padisah, her yalana gercek bir bahane bulmus ve kimse padisaha bu
yalandir dedirtememis.

Ama bir gun Kayserili gelmis;

''Padisahim, sen benim babamdan borc olarak bir kup dolusu altin almistin.
Simdi geri almaya geldim. Yalandir dersen odulumu ver. Yalan degil dersen
borcunu ode!..'
 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/7/2008 - ALKIŞ...

Kategori: Mizah

BU ADAMLARA BİRER ALKIŞ LüTFEN... WWW.MAKALE.ORG

Misafir odasinda baca deligi olmadigi halde 'Anne sobayi bu sene misafir
odasina kuralim mi?' diyen abime, 'Olur, boruyu da k….na sokariz, kafani
camdan çikarirsin, sorun olmaz.' diyen anneye
-------------------------------------------
Kaza mahalinde elinde cep telefonuyla kosturup '112'nin numarasi neydi?'
diye bagiran sarisina,
--------------------------------------------
Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kisinin arasina girip ikisine de
birer tokat atan ve 'Analar kutsaldir, analara küfür etmeyin, o.
çocuklari!!' diyen Karadenizli agir abiye,
----------------------------------------------
Annesine kizip,buharli ütünün içine isemeyi akil eden! Annesini buram
buram çis kokulariyla isyerine yollayan! Annesi; ancak arkadaslari
''acayip kokuyorsun'' dediginde isi çözen anneye ve cocuguna,
----------------------------------------------
Banyonun lambasi yanmayinca elektrikler kesik zannedip yarim saat
gelmesini bekleyen. Beklerken de canim sikilmasin diye televizyon seyreden
kisiye
--------------------------------------------------
Ailecek televizyon izlerken üst komsu küçük oglunu göndermis. Çocuk anneme
''X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsinlar da, biz de dinleyelim''
Biz de kirmadik, açtik. Ailecek çok iyi niyetli oldugumuzdan,
televizyonlari bozuk sandik. Yüksek sesten dolayi bize laf soktuklarini
anlamamiz çocugun ikinci gelisinden sonra oldu. Bu olayi yasayan aileye,
--------------------------------------------------
Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ögretmenimiz Aids' in açilimini
yapiyor: (A)llaha (I)syaneden (D)eyyuslarin (S)onu... diyen hocaya,

BİRER ALKIŞ İSTİYORUM !...

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/6/2008 - AK Parti kapansın; Sümerbank açılsın!

Kategori: Mizah

AK Parti kapansın; Sümerbank açılsın! (A.Turan ALKAN)

Sabih Bey bu işi biliyor ve adamın dediği çıkıyor; Anayasa Mahkemesi üyeleri işten çıkarılsın, maaşlarından tasarruf edilsin. Sabih Bey'in emekli maaşına zam yapılsın; anayasayla ilgili davalara Sabih Bey baksın.

Meclis'in bir işe yaradığı yok; maaşları asgari ücret seviyesine düşürülsün. Kanun yapma ve yasama yetkileri ellerinden alınsın, Sabih Bey'e verilsin; Sabih Bey kendi çıkardığı kanunların anayasaya uygunluğunu denetlesin.

Milletvekilleri, zaten mevcut olan kamu personeli havuzuna dahil edilsin; isteyen bir başka kamu kurumuna yan geçiş yapsın; çalışıp bir işe yarasınlar. "Olmaz, milletim beni vekil seçti, buradan bir yere ayrılmam" diyenlere Meclis bünyesinde yararlı işler verilsin.

Ne bileyim; bahçıvan, tesisatçı, kütüphane memurluğu...

Hükümet hemen istifa etsin; emaneti götürüp Cumhurbaşkanı'na versin. Cumhurbaşkanı ise hemen, "iyi ama ben sizden beş dakika önce istifa ettim. Bavulları topluyoruz, gidin istifanızı vekilime verin" desin. Meclis Başkanı hükümetin istifasını alıp evirip çevirdikten sonra Sabih Bey'e göndersin. Sabih Bey, "iyi ama anayasada böyle bir şey yazmıyor" desin (der mi der; belli olmaz!) ve dilekçeyi CHP'ye göndersin. Deniz Bey istifa dilekçesini parafe edip Önder Bey'e havale etsin. Önder Bey cep telefonunu kontrol ettikten sonra evrakı genel saymana, genel sayman da yeniden Sabih Bey'e göndersin.

AK Parti kendi kendini intihar etsin; binayı boşaltıp süpermarkete kiraya versinler. MHP dursun, lâzım olur.

Üniversitelerde laikliğe karşı odak olma ihtimâli fikirler taşıyan erkek öğrencileri tesbit etmek için tahkikat komisyonları kurulsun; bu kerataların soyları sopları araştırılsın, ailede çürük elma var mı, yok mu, bakkala, muhtara, tüpçüye sorulsun. "Yaşasın, imtihanı kazandım" diye her ipini kıran okuyamasın; gitsin sanayide kaportacı çırağı olsun.

Başörtüsü ile gezmek, kamu-mamu alanı polemiklerine girilmeden hepten yasaklansın; hacıemmi takkesiyle gezenlere de Şapka kanunu uygulansın.

Ha, ezan... Ezan Türkçe okunsun; karşıdevrimciler çatlasın.

"Netekim ben demiştim" diye kos kos gezinen fırsat düşkünü takımından eski ve eskimez siyasetçilere kına istihkakı verilsin; ayrıca her sene iki çift pabuç, bir takım elbiselik kumaş da unutulmasın.

Türkiye'deki AB temsilcileri kovulsun; ordaki memurlarımız geri çağrılsın; bunların yarısını İran'a, yarısını Rusya'ya, artanını Hindistan ve Çin'e gönderelim; Türkiye'ye yeni ufuklar açsınlar. Döviz yasaklansın, Dolar, Euro dolaşımdan kalksın. Murat 124'ler yeniden imâl edilsin. Türkiye'nin tek beyaz eşyacısı Koç olsun. Sümerbank açılsın, özelleştirilen KİT'ler yeniden kamulaştırılsın; halkımız buralarda işe girsin.

Özel televizyon ve radyolar kapatılsın; TRT'de sonradan işe alınan kim varsa kovulsun; yerine "bizim eski çocuklar", başlarına ise Tuncay Abi gelsin. TRT'de her akşam yine "köy saati" programı olsun; orada öğretmenin imamı nasıl perişan ettiğine dair skeçler yapılsın. Süpermarketler kapatılsın, Belediyeler tanzim satış mağazaları açsınlar.

İnternet kapatılsın, 6. Filo defolsun; Halkevleri açılsın. Bir Türk lirası onbin yüz milyon dolar olsun. Kıbrıs'ın hepsini alalım, Amerikalıları Kuzey Irak'tan kovalım, yeni bir Saddam bulalım.

Ha, az kalsın unutuyordum; Sabih Bey AB'yi, IMF'yi, OECD'yi kapatsın; bizi gözleyen ve dinleyen uyduları tüfekle vurup düşürelim.

Yağmur yağsın, barajlar dolsun, yerli malı kullanalım, yargıya saygı duyalım.

07 Haziran 2008, Cumartesi

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/6/2008 - Hangi otelmiş kıız, biz de gidelim?..

Kategori: Mizah

   Hangi otelmiş kıız, biz de gidelim?.. [A.Turan ALKAN]

Birisi yolda çevirip sorsa, "Türkiye'de bazı şeyler öyle zıvanadan çıktı ki, 'hayır, katiyyen olmaz' diyebileceğimiz pek bir şey kalmadı; peki, buna rağmen sizin için, 'o kadar da uzun boylu değil; işte bu dediğin kesinlikle Türkiye'de olmaz' diyebileceğiniz şey, ne olabilir?"

Böyle sorulara cevap bulmak zor; epey düşündükten sonra herhalde, "özel sektörün işlettiği otellerde başörtüsü yasağı uygulaması" der miydim bilmem fakat o da oldu ve Bodrum'da bir otel, müşterisine, "eşiniz başörtülü, yürü başka kapıya" dedi.Sağcı otel-solcu pansiyon; muhafazakâr residance, laikçi tatil köyü!

Bu bir ticari reklâm taktikası olabilir mi? Pekâlâ mümkün! Başka sebep gelmiyor aklıma: kurnazca düşünülmüş bir pazarlama taktiği. İşler iyi gitmiyordur meselâ... İşletmeci oturup zekice bir skandal planlar ve başörtülü aileyi otelden kovar. Olay tartışılmaya başlanınca amaca ulaşılmış demektir; bunun üzerine, "Hangi otelmiş kıız, hiç değilse destek olsun diye gidip birkaç gün kalalım, sahibini kutlayalım" diye ulusalcı eylem yapmayı planlayanların sayısı, şimdilik seçim kazanmaya kifâyet etmese de, otoriter laikçi bir Bodrum otelini yaz sezonunda ihyâ etmeye yetebilir!..

Belki de bütün hâdise, ta başından beri dramatik bir "yanlış anlaşılma"dan ibarettir; o ihtimâli de göz önünde bulunduralım ve acaba böyle bir otelin, tanıtım broşüründe hangi reklâm cümleleri bulunurdu fantazyasına geçelim. Farz-ı muhâl:

*

"Otelimizin bütün odalarında Devrim Tarihi ile ilgili ulusalcı yayınlar mevcuttur ve odalardaki TV alıcılarında sürekli olarak 10. Yıl Marşı, Ruhi Su, Hasan Mutlucan türküleri çalınmakta ve gerici akımlara karşı antiseptik klipler yayınlanmaktadır. Otelimizde her müşterinin bedavadan günde iki duble rakı ve leblebi istihkakı olup bu miktarın üstündeki rakı ve leblebi talepleri ekstraya tabidir. İkindi sularında otelimizin konferans salonunda laikçi vaizlerimizden feşmekânın bilinç artırıcı seminerlerine veya büyük fedâkarlıkla Hindistan'dan getirttiğimiz yoga uzmanımızın terapi seanslarına ücretsiz katılabilirsiniz. Laikçi parti, dernek ve örgütlere üye olduklarını belgeleyenlere % 10, toplu rezervasyonlarda % 25 indirim uygulanırken fitness salonumuzdaki emekli uzmanlar gözetiminde yanaşık düzen ve tüfekli hareket eğitimi verilmektedir. Her gece havuzbaşında düzenlenen animasyon gösterileri esnasında "iç ve dış düşmanlarımız" konusunda yapılacak bilgi yarışmalarında kazanan bir çifte, kumanyalı Anıtkabir gezisi armağan edilmektedir. Otelimizin mescidi yoktur ve odalara seccade servisi yapılmaz; bütün lavabolarımızda ayak yıkamaya ve abdest almaya kalkışanları tesbit eden özel sensör cihazı vardır. Otelimize sadece başörtülüler değil, milli emellere düşman ülkelerin yurttaşları ve özellikle AB pasaportu taşıyanlar giremez. Sabah kahvaltısı servisi 05.30'da açılır ve 06.00'da sona erer. Kahvaltıdan yararlanmak isteyen müşterilerimiz 05.15'te lobi önünde yapılacak sabah içtimâında hazır bulunmak zorundadır. Akşam yoklaması saat 17.30'da havuzbaşında alınır ve müşterilerimiz kaldıkları katlara göre tertiplenen takımlar halinde ikişerli kol düzeninde yemekhaneye hareket ederler. Mercimek çorbası, makarna ve elmadan oluşan tabldotu beğenmeyen, ikinci porsiyon talebinde bulunan müşterilere itina ile karşıdevrimci muamelesi yapılacaktır. Gece 22.00'de otelin bütün ışıkları merkezî sistemle kapatılır. Oda temizliğini bizzat yapan, bulaşığını kendi yıkayan ve otel disiplinine râm olan müşterilerimize terhisleri esnasında ayrıca törenle ulusal takdir sertifikası verilecektir.

...

Yok deve dediğinizi duyar gibiyim; size aynen katılıyorum: Yok deve!

04 Haziran 2008, Çarşamba

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/3/2008 - Bir uzaylının Türkiye analizi

Kategori: Mizah

                          Bir uzaylının Türkiye analizi [A.Turan ALKAN]

Önceki günün gecesi, "kafam biraz dağılsın" diye İzzet Günay'ın "Şeker Hafiye" filmini seyretmeye başladım; meraklıların bilgisi olsun, Çınar Müzik firması vaktiyle Kemal Film'in çektiği siyah-beyaz Türk Yeşilçam klasiklerini DVD'ye aktarıp seri halinde piyasaya sürüyor; fevkalâde bir hizmet; fiyatı da ehven, ne bulsam topluyorum.

Film bitti, tam yatacağım, derken "tık tık" diye bir ses balkonun camında. Baktım benim uzaylı arkadaş gelmiş. "Selam-aleykümselam" faslından sonra, "yav" dedi, "kusura bakma, bu münasebetsiz saatte rahatsız etmek istemezdim ama vallahi dilim şişti; uzay aracını, hemen sizin evin üstüne gelen bir yerde stratosfer tabakasına park edip bir uğruyayım, iki çift lâf ederiz diye düşündümdü..."

Evet, doğrusu münasebetsiz bir vakit ama, hatırlarsınız, bu gibi karışık dönemlerde kafayı arık tutmak için hep, Türkiye'nin dışardan, hatta uzaydan nasıl göründüğünü merak ederim; uzatmayalım başladık muhabbete, dedi ki:

"Türkiye'nin uzaydan nasıl göründüğünü anlatayım sana dostum: Bir Avrupa ülkesi düşün, yargı bir anda iktidar partisinin kapatılmasını, başbakan ile cumhurbaşkanının da siyasetten men edilmesini etsin... Hem de seçimlerde büyük bir zafer kazanmalarının hemen ardından... Türkiye'ye hoşgeldiniz..."

-Öyle mi görünüyor hakikaten, diye sordum; "aynen öyle" dedi ve devam etti, "Sizin başbakan'ın neo-İslamcı ve Avrupa yanlısı hükümetini devirmek isteyen laik kurumlar bunu yaparken hem meşru hem de meşru olmayan yolları kullanmaya hazır olduklarını gösterdi. Laik kesimin bu çabaları anayasal meşruiyetin incir yaprağıyla gizleniyor olsa da seçimde kazanamayan güçlerin çıplak darbesi anlamına gelmektedir. Ve eğer bu darbe başarıya yaklaşsa bile Türkiye, Avrupa'yı unutmalıdır..."

-O kadarını biz de tahmin edebiliyorduk, başka başka?..

-Valla deyim güzel kardeşim, diye kafasının yeşil derisini kaşıdı; "benden duymuş olma, tamamen tarafsız konuşuyorum. Bir defa bu sizin başsavcının açtığı bu davanın hiçbir yararı yoktur. Ve bu bir utançtır. Kıbrıs sorununu çözmek için eli güçlenen ve seçimden büyük bir zaferle ayrılan Erdoğan çok daha büyük bir güce sahip. Ancak bu gücünü Türkiye'yi kasıla kasıla dolaşıp popülist konuşmalar yaparak ve türban yasasını çıkarmaya çalışarak kullanmaya çalışıyor.."

-Hmm, dedim, "bu son değerlendirmen, hükümetin hoşuna gitmeyebilir fakat vaziyetimiz uzaydan böyle görünüyorsa yapılacak bir şey yok demektir."

-Durum aynen böyle, dedikten sonra sanki içinde kırmızı bir lamba varmış gibi sivri kulakları yanıp sönmeye başladı, "Kusura bakma dostum, kaptan çağırıyor" dedi. Vedalaştık, çekti gitti.

Dün sabah gazeteleri karıştırıyorum. Baktım gazetelerden biri Financial Times'ın son sayısındaki Türkiye yorumunu özetleyip tercüme etmiş, "Yahu ben bu fikirleri bir yerden hatırlıyorum" demeye kalmadı, "vay şerefsiiiz" diye elimi alnıma vurmuşum; bizim uzaylının bana okuduğu maval, meğer Financial Times'dan satır satır alıntı değil mi?..

Dün gece yatmadan bu defa aynı seriden Orhan Günşiray abimizin "Mahalleye Gelen Gelin" adlı filmini ikinci kere seyrettim, ardından "yattım sağıma, döndüm soluma, melekler şâhit olsun dinime imânıma" deyip kafayı yastığa vurdum. Bekliyorum ki bizim sahtekâr uzaylı arkadaş gelsin de, kendisine iki satır fırça çekeyim. Nâfile...

Bu sabah iki satırlık e-mektup göndermiş bizim uzaylı, şunları yazmış: "Financial Times'ın yorumunu bire bir aktarıp da seni aldattığımı zannetme; önceki gün sana uğramadan bir ara Londra'da FT editörü dostlarıma uğramıştım, ayak üstü biraz muhabbet etmiştik. Hem siz nasıl dersiniz, "aklın yolu birdir"; lütfen seni aldattığımı sanma!"

-Hadi ordan kırmızı kulaklı yaratık diye homurdandım.

                                                               24 Mart 2008, Pazartesi

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/2/2008 - Hatıratımı tahrire mezun değilim efendiler, çünkü...

Kategori: Mizah

Hatıratımı tahrire mezun değilim efendiler, çünkü...

Recai Güllapdan

 

Aziz Türkiyamız’ın nâdir kültür adamlarından Ahmet Hamdi Tanpınar bey merhûmun hâtıratı neşrolunca, saik-i merak ile tedârik ediben bir mikdar tedkik buyurdum. Esasen buna hâtırat denmez; adamcağız, kendince bir akıl defteri tutmuş ve hissiyâtını da diline geldiği gibi çiziktirmiş.

Hâtırat öyle olmaz, buna da hâtıra demek doğru olmadığı gibi neşri de caiz değildir; fekat ne oldu, Ahmet Hamdi Bey’in, bir nevi günah-sevab cedveli, bugün bedelini tediye eden herkese âmâde bir neşriyattır. “Efendim, böyle notların neşri caizdir; böylelikle mezkûr zâtı daha yakından ve içeriden tanımak fursatı buluyoruzdur” mütealâsını da isabetli bulmadığım ise iyzahtan vâreste bir keyfiyettir.

Burada moda tâbir ile edebî etikaya muhalif bir iş yapılmıştır ve vebâli, nâşiri iki hanım edebiyatçımızın boynuna yazılmıştır. İmdi esas meseleye gelelim bakalım.

Tam da, “kuşluk vakti bereketidir; biraz ilm ü irfân ile, olmadı lâf ü güzâf ve dahi kıyl ü kaal ile meşgul olayımdır” deyu, kitabı kucağıma çeküben yakiyn gözlüklerimi hohlayarak iki satır kıraat etmeye kalmadı, menhûs tilefon acı acı öttü,

-Recai bey, tilefon muhaveresinden hoşlaşmadığınız mâlum-ı cihandır fekat mesele mühimdir; netiycede bizi döğmekten beter etseniz de müsaade buyurunuz merâmımı ifâde edeyim, diye söze girizgâh eden bu âdemoğlu, bilmemne neşriyat müessesesinin mes’ulü imiş; ezcümle deyor ki: “Siz ki cihanşümûl kuturda fevkalâde mühim bir edebî, siyâsî, dinî, diplomatik, ilmî ve sportif bir gurur âbidemiz olarak başımızın tâcısınız... (arada, “höst, estağfirullah, o ne biçim lâflar öyle, bak edebsize...” diye şu mutabasbıs lâfların tesirini zihnimden kovalayorsam ise de aziz kaari, iytiraf edeyimdir ki bu teşhisler esasen doğru olduğu içün izzetinefsimi okşamakta idi). Allah gecinden versin fekat, âkıbet kara toprak; isteriz ki bin sene daha muammer olursunuz (bu esnada herifi, “tüh rezil, bu ne kepâzeliktir” deyû azarlamaktayım fekat dinlemeyor bile kerata!) Dememiz odur kim, siz de hâtıralarınızı o gülden nâzik kaleminizle beyaza geçseniz; tarihi hakiykatler nihân kalmasa; şu naylon şöhretlerin ipliğini pazara çıkarsanız, vaktiyle kimleri nasıl dövmekten beter ettiğinizi, bizzat şahsan size hangi ulvî vaziyfeler tevdî olunup hatta üzerine yalvar-yakar olunduğu halde reddeylediğinizi sonraki nesiller bilse fenâ mı olur?”

Efendiler, bu vaziyet üzerine bir mıkdar sükût eyledim; öyle bir sükût fâsılası idi kim, tilefondaki muhâtabım telâş edüb, “aceba Recai bey, bu teklifim üzerine helecan edüb vaktinden evvel irtihâl-i dâr-ı bekâ mı eyledi” deyu telâşa düşüp “Alo, alo, Recai Bey, orada mısunuz?” şeklinde car car edüb durmakta idi.

Efendiler, esas hakkındaki nâçiz fikrimi şoracığa derc eyliyorum; teklif isâbetlidir fekat mahzuru faidesine fevkalâde gaalip bir fikirdir. “Neyçün efendim ah neyçün?” diyeceksiniz. İyzah edeyorum; Ey gaaziler, inanınız ki hâtıratımı bütün safâhat ve tafsilâtı ile kaleme alacak olsam şu aziz Türkiyamız’da -bakınız en asgari itibarla ifade edeyorum-; başta şekl-i hükûmet olmak üzere bilumum muvazeneler altüst olur; en başta borsa eşşekten düşmüşe döner ki Amerikan merkez bankası dahi bu dehşet hissi karşısında Yenicami fukarası gibi bîçâre kalır.

Muhteremler, iyi, yazayımdır fekat cemiyet bu edebî, siyâsî ve fikrî tezelzüle mealesef henüz hazır bulunmayor; hâl böyle iken, bizzat kendi şahsımdan böyle bir mesuliyetsizlik sâdır olabilir miydi dersiniz?

Aaferin; ben ki kaarî takımının âgâh, fatîn ve aklen zeyrek olanını severim zaten.

Öğünmek gibi olayor fekat ne yapayım; şahsan bu bizzat benim gibi âdemlerin hâtırat yazması caiz değildir canlarım; siz ancak şoracığa dercinde mahzur bulmadığım şeylere iktifâ eyleyerek “Leb-leblebi” meselince kıssadan hisse istihrâc ediniz, kâfidir.

                                                                                            

4 Ocak 2008 [Kitap Eki- Zaman]

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/2/2008 - Deniz seviyesi!

Kategori: Mizah
Deniz seviyesi!
AHMET  TURAN ALKAN
1-“Türban sorununun ekseriyet-i azimenin mutabakatı ile çözüme kavuşturulması gerekir; bu konuda tüm siyasi parti temsilcilerinin uzlaşma arayışında olması gerekir” cümlesinde “Türban sorunu” tamlamasının yerine aşağıdakilerden hangisi getirilirse cümlenin anlamında bir daralma olmaz:

A) Başörtüsü Sorunu, B) Özgürlük Sorunu, C) Rejim Sorunu, D) Hazım Sorunu, E) Gaz Sorunu

2- “Türban 1970’li yıllarda yaygınlaşmaya başlamış ve modaya uygun bir şekilde tesettüre girmenin adıdır” cümlesindeki anlatım bozukluğu aşağıdakilerden hangisi ile giderilebilir?

A) Türban kelimesi yerine başörtüsü getirilmelidir. B) 1970 yerine yüzyıllardır denilmelidir. C) Yaygınlaşmış kelimesi cümleden çıkarılmalıdır. D) Başlamış kelimesinden sonra bir örtünme şeklidir ibaresi getirilmelidir. E) Cümlenin bekası için her şey olduğu gibi bırakılmalıdır.

3- “Türbanlı bir milletvekilinin ‘Laiklik elden gidiyor’ diyerek Meclis’ten atılmasını içime sindiremiyorum” cümlesinin öznesi aşağıdakilerden hangisidir?

A) Türbanlı, B) Laiklik, C) Meclis, D) Ben, E) Hepimiz

4- “Bacımın iffeti batmaktadır rezilin gözüne/ Tükürüğe yazık billahi tükürsem yüzüne” beyitinde birbirleri ile uyumlu olan kelimeler aşağıdaki seçeneklerin hangisinde bir arada verilmiştir.

A) Bacı-İffet, B) Rezil-Tükürüğe, C) Göz-Yüz, D) İffet-Yüz, E) Hepsi

5- Kapalı havzalar akarsuların taşıdığı suyu denize ulaştıramadığı yerlerdir. Van Gölü, Tuz Gölü, Burdur Gölü kapalı havzalarımıza örnektir.

Yukarıda verilenlere göre aşağıdaki seçeneklerden hangisini söylemek uygun olur?

A) Havzaların kapalı olması kamusal alanda yasaktır. B) Suyunu burada dökemeyen akarsular Arabistan’a gitmelidir. C) Havza cumhuriyet şehridir, kapalı olamaz. D) Kapalı havzalar iç bölgelerimizdedir. E) Sorun kapalı havza sorunu değildir, sorun akarsuların rejim sorunudur.

6- Uygarlığın gelişiminde aşağıdakilerin hangisinin en az katkısı olmuştur?

A) Ateşin bulunması, B) Yazının icadı, C) Başörtüsünün yasaklanması, D) Pusulanın icadı, E) Erke dönergeci

7- Aşağıdaki bölünme şekillerinden hangisi canlı varlıklarda sıklıkla görülür?

A) Barolar Birliği’nin ikiye bölünmesi, B) Öğretim üyelerinin ikiye bölünmesi, C) Meclis’in ikiye bölünmesi, D) Mitoz bölünme, E) Hukukçuların ikiye bölünmesi

8- Türbanlı bir kadın ile türbansız bir kadın bir gün pazaryerinde karşılaşırlar. İki kadın, eskiden oturdukları binada kapı komşusu oldukları için uzun bir sohbete dalıp uzun süre konuşurlar. Ayrılacakları zaman her ikisi de cüzdanlarının çalınmış olduğunu görürler…

Yukarıdaki parça hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

A) Türbanlı kadın cüzdanların çalınmasında suçludur çünkü lafa tutan odur. B) Başı açık kadın türbanlı kadının hakkını yemiştir. C) Kadın milleti nerede ne kadar konuşacağını bilmemektedir. D) “Hırsızın hiç mi suçu yok kardeşim.” denmesi en uygunudur aslında. E) Önemli olan cüzdanın çalınması değil, asıl sorun rejim sorunudur.

9- “İnancı için başını kapatan kızlarımızın üniversitelerde okumasına karşı değiliz. Kimileri bunu radikal fraksiyonların sembolü olduğu için takıyor. Şu anda bunu ayırt edebileceğimiz bir radar aletimiz yok ki. Bu yüzden en azından şimdilik, ak ile karanın birbirinden tamamen ayrılacağı zamana kadar başörtülü kardeşlerimizden sabır bekliyoruz, vs, vs...”

Yukarıdaki parçanın edebi türü aşağıdakilerden hangisidir?

A) Hikaye, B) Masal, C) Ninni, D) Mani, E) Taşlama

10) Deniz seviyesinden 1000 metre yükseklikte bulunan bir şehirden deniz seviyesinden 200 metre yükseklikte bulunan bir şehre doğru inildiğinde hava sıcaklığı 8 derece artmaktadır. Buna göre deniz seviyesine yakın olan şehir için aşağıdaki yargılardan hangisi söylenebilir?

A) Deniz seviyesinde hava sıcaktır, başörtüsü oranı azdır. B) Denizden yükseklere çıkıldıkça başörtüsü miktarı artmaktadır. C) Deniz seviyesinin altına inildikçe klimaları açmalıdır. D) Başörtüsü iklim şartlarından etkilenmez. E) 1000 metreye kadar türban, 2000 metreye kadar ise basınç düşüklüğü yüzünden annelerimizin başörtülerinden kullanılmalıdır.

*

Yukarıdaki test soruları, okuyucularımdan Mustafa Kara’nın emeği mahsulüdür. Bu durumdan ne mânâ çıkarmak gerekir?

A) Yazar, ‘Bakın, benim okuyucularım benden daha cevval’ diye gururlanmaktadır, B) ‘Bu hafta da vaziyeti kurtardık’ diye içten içe sevinmektedir, C) Zaman okuyucuları, bu başörtüsü işine fena içerlemiştir, D) Türk halkı, deniz seviyesinin çook üstündedir, E) Vallahi hepsi de bir miktar doğrudur!

Açıklama

Bir süre önce bu sütunda yayınlanan “Digitalasparagas” başlıklı yazıda yanlış anlamalara sebep olabilecek bir durumu açıklamak gereği hasıl oldu. Yazıda sözü edilen whoshouldliveagain.com isimli web sitesi, İHS Telekom firmasına ait değildir: İHS Telekom sadece sözü edilen web sitesinin alan adını tescil eden kuruluştur. /ATA.
Sayı: 64
Bölüm: Yazarlar

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
  • ANAXIMANDER’İN VECİZESİ
    Martin Heidegger
    Çev: Nejat Aday

  • Hakkımda

    Vurulmuşların, ezilmişlerin, hep tokat yemişlerin blogu


    Kategoriler

    Arkadaşlarım

    siyah
    guldeste
    gulten
    bahargozlum
    zbyd
    acihuzun
    nalezar
    medinepazari23
    okyanusumm
    keyifliblog
    1sessizgemi3
    hukuksal
    sufiderwish
    pelin85
    yeniirmak
    nurlayemek
    metekan
    gullistan
    htmlkodlar
    cimkim
    huzundenizi
    aksitabraxas
    angelsmone
    alimuraterbil
    huseyinikbal
    canoya
    asligulerr
    gülnaz hasköy
    kuranadavet
    suskunciglik



    SOHBET ODASI

    ::Ders Notları
    :: Hazır Cevaplar
    :: Deyimler Sözlüğü
    :: Şiir Dinletisi
    :: Deyimlerin Öyküsü
    ::
    Biyografiler
    ::
    Ders Bulmacaları
    ::
    Türk Destanları
    ::
    Dünya Destanları
    ::
    Bilmeceler
    ::
    Masallar
    ::
    Sesli Kitaplar
    ::
    Şiir Üzerine Aforizmalar
    ::
    Performans Ödevleri &