td width="90">

KARTALLARIN KANADINI YOLMAK DOĞACAK NESLİN KARTAL OLMASINI ENGELLEMEZ. <> İÇİNDE ZATEN KÖTÜLÜK OLAN BİR RUHA EL ATMAKLA, ŞEYTANIN NE KAZANCI OLABİLİR?(ARTHUR MILLER) <> ÇOCUK TRAJEDİDE GÜLER,İHTİYAR, KOMEDİDE AĞLAR.(M. UNAMUNA) <> SÖNDÜREMEYECEĞİN ATEŞİ YAKMA '(SELİM GÜNDÜZALP) <> TOPUĞA ÇIKMAYAN SULAR,DENİZ İLE SAVAŞ EYLER '.(YUNUS EMRE) <> ERİŞİR FETHE, FEDAÎSİ OLAN DAVALAR.(FARUK NAFİZ) <> ALTIN PRANGALAR, DEMİR OLANLARDAN ÇOK DAHA KÖTÜDÜR.(M.GANDHI) <> ÇOCUK, ELMAYI GÖRMEDEN KOKULU SOĞANI ELİNDEN BIRAKIR MI?(Hz. MEVLÂNÂ) <> ORMAN HAYATI BESTELERKEN ÇIT ÇIKARMAZ DA BALTA DAĞLARI İNLETİR. <> FİLDİŞİ KULE

Bazen namazda veya oruçta bulamadığın feyzi, belâ ve mihnette bulursun.(İbn Arabî)

22/7/2009 - Ö. Tuğrul İNANÇER ile Roportaj

Kategori: Se_ki

Dervişlerin Sohbetinden Muhammed Kokusu Gelir.

Ö. Tuğrul İNANÇER  ile Roportaj

 Sadık YALSIZUÇANLAR,

Aşığın biri, 'âşıklık ne müşkil hâldir' diyor, sizde hangi düşünceler uyanıyor aşktan söz edince?

Aşk hakkında konuşmak güneşten bir zerre, deryadan bir damla ve harmandan bir tane alarak güneşi, deryayı ve harmanı anlatmaya benzer. Hz. Mevlânâ'nın dilinden verirsek eğer, aşk nedir diye sorduklarında cevap gayet anlaşılır bir tarzda ve açıklıktadır, "ben ol da bil". Zamane tabiriyle söyleyelim. Aşk çok sübjektif birşeydir. Anlatılmaz, yaşanır. Çok sloganlaşmış bir laf, ama böyle. Anlatılmaz, yaşanır. Çünkü insanların hislerini anlatmaları kolay değildir. Siz bana gülün kokusunu anlatabilir misiniz? Siz bana çimenin yeşilini anlatabilir misiniz? Ne zaman gülü koklarsanız, ne zaman çimeni görürsünüz, o zaman gülün kokusu, çimenin yeşili anlaşılır. Dolayısıyla anlatmak mümkün değildir. Ancak aşk diye de bir vakıa vardır. Bütün vâkıalann menşei, kaynağı, menbaı olan bir hal. Çünkü kâinâtın yaratılış sebebidir. Bu sebebin süje olarak odak noktası Muhammed aleyhisselâmdır. Bu işlere aklı ermeyenlerin inkâr ettikleri, acaba mı, recaba mı diye şüphe belirttikleri bazı hadîsler ve bazı havadisler vardır. 'Ben gizli hazineydim, bilinmek istedim' hadîs-i kudsîsi, 'sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" hadîs-i kudsîsi gibi. Halbuki ârif olana bir işâret kafidir. Bu işaretleri de ancak Allah kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm'de bulabiliriz. Ama işâretten anlamak için kılavuz olmak lâzımdır. Çölde, belde ayak izi takip eden kılavuzlar vardır. Onlar da aynı toprağa bakıyorlar, biz de aynı toprağa bakıyoruz.

Niye onlar görüyorlar da biz görmüyoruz?

Çünkü onların ihtisası var. Biz görmüyoruz. Öyleyse bir kılavuza tabi olup çölden geçmek lâzımdır. Kur'ân-ı Kerîm de böyle bir kılavuzsuz öğrenilmeyecek bir deryadır. Orada bazı işaretler var. Allah, kitabında kıssalara yer vermiştir. Sure-yi Yûsuf ta Züleyhâ'nın çağırdığı misafirlerin meyva ikramı sırasında Yûsuf un güzelliğini gördükleri zaman ellerini kesmeleri, fakat acı duymamalarını acaba Allah hikâye olsun diye mi anlattı? Yoksa aşka müstağrak olanların, aşka batmış olanlann bedeni acılan duymaktan bile yükseleceklerini anlatmak için mi anlattı o hikâyeyi? Allah'ta ne varsa kulda da vardır. Kul Halîfetullâh olmak hasebiyle, bizim bazı kelimelerimiz sakın ha eski lisan gibi gelmesin. Her ilmin bir terminolojisi vardır. Tasavvuf da bir ilimdir. Bu ilmin de bir terminolojisi vardır. Anlamayanlar biraz anlamaya, ıstılah öğrenmeye gayret etsinler. Bunlar anlaşılmaz şeyler değildir, ama özel terminolojisi gereklidir. Onun için öyle söylüyorum. Yaratıcıda, ne varsa, yaratılanda o vardır. Ama yaratıcıdaki sıfatlar mutlaktır, yaratılandaki sıfatlar nisbîdir ve kendi miktarıncadır. Rabbülâlemînin miktarı aklın almayacağı kadardır. Herkes kendi miktarınca rezzâktır, ama Rezzâk-ı mutlak Allah'tır. Herkes kendi miktarınca kayyûmdur, ama Kayyûm-u mutlak Allah'tır. Bunun gibi herkes kendi miktarında âşıktır, ama Âşık-i mutlak Allah'tır.

Peki Rabbin kuluna aşkından söz edilebilir mi?

Efendim, insanda olan duygu Allah'a atfedilmez diye Mevlid-i Şerifteki 'Ey habibim sana âşık olmuşam' mısrasını tenkit edenler var. Maalesef Kur'ân-ı Kerîm'deki izleri takip edemeyenler, bu tenkitlere yelteniyorlar. Kur'ân-ı Kerîm'de Allah müsrifleri sevmez, Allah ihsan edenleri sever diye âyetler var mı? Bunlann tümü sevgi kökünden geliyor. Yâni Allah israf edenleri sevmez. Allah ihsan edenleri sever gibi. Demek ki, Allah'ta sevmek var. Efendim, Kur'ân terminolojisinde bu manaya gelmez falan diyenler ilmi kendi bildikleriyle sınırlı zannediyorlar. İlim Allah'a aittir ve kişinin bilgileriyle sınırlı değildir. Benim bildiğim bana, onun bildiği ona, senin bildiğin sanadır. Ama ne benim bildiğimden, ne onun bildiğinden ibaret değil ilim. Dolayısıyla bu inkârlara gerek yok.

Aşk nasıl bir bütünlüktür?

Şöyle bir misal verelim, arifler anlasın. Bir demir parçası kızgın bir ateşe sokulsa kıpkırmızı kor haline gelse ve o demir artık ben ateşim dese yalan söylemiş olur mu? Aşk böyle bir şeydir. Bu aşkın bedenî olanı vardır, ilâhî olanı vardır, ancak bunlar sütün içindeki maddeler gibi birbirinden ayrılmaz. Sütte su da vardır, ancak bütün sütün içindeki maddeler gibi birbirinden ayrılmaz. Birbirinden ayırdığınız zaman süt, süt olmaktan çıkar. Biz peynire, yoğurda, lora, ayrana, kaşara bakıp sütü göremeyiz. Süt olmasaydı onlar olmazdı. Ama aşk ne peynirdir, ne kaşardır, ne rokfordur. Onları oluşturan süttür aşk. Süt, süt olarak da içilir, ama kişiye ne lazımsa o olarak da kullanılır. Yoğurdu suyla karıştırdığın zaman ayran olur. Ama artık o süt değildir, ama süttendir. Dolayısıyla her aşk ilâhî aşk değildir ama ilâhî aşktandır. Bu hususun sohbetinin sonu gelmez. Bir Farsça mısra vardır: 'Ez-sohbet-i dervişân bûy-i Muhammed âmed' Yâni, dervişlerin sohbetinden Muhammed kokusu gelir. İşte aşkın odak noktası olan Muhammed aleyhisselâmın kokusunu almaktır mesele. Onun için dervişlerin sohbeti hiç bitmez. Birbiriyle konuşmaktan, başkalarıyla da konuşmaktan hiç bıkmazlar. Geveze bile zannedilebilirler. Halbuki insan, sevdiğini söylemekle yükümlüdür. Daha doğrusu, sevgi, kişiyi söyletir. Ve bütün noksanlıkların giderilmesinin bir tek ilacı vardır, aşk. Yunus Emre deyişiyle diyelim: 'Aşk gelicek, cümle noksanlıklar tamam olur.' Molla Câmî'nin Hz. Mevlânâ türbesinin kapısındaki beyitinin mealini söyleyelim, 'Burası âşıklar kıblesidir, noksan gelenler burada tamam olurlar.'

Aşk burcunda kim oturuyor?

Hazret-i Mevlânâ tasavvuftaki aşkın sembolüdür. Diğerlerinde aşk yok demek değildir. Hepsinde aşk vardır ama bazı kişiler bazı konularda odaklaşmışlardır. Rahmet ve merhamette Hz. Ebubekir'in, adalette Hz. Ömer'in, îmân ve hayada Hz. Osman'ın, ilim ve gazada Hz. Ali'nin odaklaşması gibi. Yâni Hz. Ali âlim de, Hz. Ebubekir cahil mi? Estağfirullah. Veya Hz. Ebubekir halîm de, Hz. Ömer değil mi? Ömer âdil de, Osman zâlim mi? Estağfirullah. Değil, ama onlar odaklaşmışlar. Bunun gibi tasavvuftaki çok önemli unsurları olan zühd, takva, aşk, terk, yardım gibi hususların da odaklaşmış simaları vardır. Yardımda Hz. Abdülkadir'dir. Burhanda Hz. Ahmet er-Rifâî'dir, terkte Hz. İbrahîm Ethem'dir, zühdde Hz. Cüneyd-i Bağdâdî'-dir, irfanda Bâyezid-i Bestâmi'dir, aşkta Hz. Mevlânâ'dır. Dolayısıyla Hz. Mevlânâ bu işin zirvesi olarak kabul edildiğine göre aşkı öğrenmek isteyenler Hz. Mevlânâ'yla biraz yakın olmaya çalışsınlar. Ne dediğini öğrensinler, Mesnevî'sini okusunlar, gönüllerini beraber tutsunlar, bir gönül beraberliği yapsınlar, bir irtibat kursunlar. Bu illa Türbe-i şerîfi'nin önünde, sandukası önünde boyun kesmekten ibaret de değildir. Buradan gönlünü göndersinler. Çünkü o büyükler, kendilerine bir adım atana asgarî on adım atarlar. Aşkın o zaman belki biraz kokusu alınmaya başlanır. Şimdi o büyükler yok, dünyamızda artık maddîlik, nefsânîlik hâkim diyenlere de cevabı, yine Hz. Mevlânâ tarafından vaktiyle verilmiş, 'Gül mevsimi geçtiyse niye üzülüyorsun? Gülsuyu var ya.'

'Birleyen şirke düştü' diyen doğru söylüyor o halde?

Hallâc'ın sözü haktır, niyeti de haktır, ama her doğruyu söylemek doğru değildir. Çünkü bütün insanlar zahirî, kabuğu korumakla yükümlüdürler. Bazen taşmalar olur. O taşmalar hududu aştı mı onu ödetirler. Çünkü mademki kesafet âleminde, dünyada yaşıyoruz, kesafet âleminin gereklerini yerine getirmek lâzımdır. Hz. Peygamber kadar kimse yüksek değildir. Ama o, baba Muhammed'di, arkadaş Muhammed'di, kumandan Muhammed'di, devlet başkanı Muhammed'di, kendi camiinin inşasında çalışan amele Muhammed'di, ama aynı zamanda Rasûlullah Muhammed'di.

Habibullah ifadesi nereden geliyor?

Kur'ân-ı Kerîm'de Habibullah tabiri geçmiyor diye bu tabirin kullanılmasının doğru olmadığını söyleyenler var. Kur'ân-ı Kerîm'de her tabiri aramak yanlıştır. Eğer her tefferuat Kur'ân-ı Kerîm'de yazılsaydı o zaman New York şehrinin telefon rehberi gibi koca bir kitap olurdu. Öyle değildir. Doğrulara işaret vardır. Yine deminki süt misalini verirsek, Kur'ân-ı Kerîm süttür, lâzım olan malzeme o sütten yapılır. Habibullah elbette ki Allah'ın sevgilisi olacak, yâni Kur'ân-ı Kerim'de Allah kimleri seveceğini söylüyor. Bu sıfatların hepsi Efendimizde var mı? Var. Dolayısıyla Allah O'nu seviyor. Böylesi basit bir mantıkla da, bunun cevabını bulabiliriz. Dolayısıyla bu sıfatı da Zât-ı Seniyyeleri hakkında pekala kullanabiliriz.

Sevgide de bir ölçüden söz edilebilir mi?

Elbette. Sevdiğini sevdiğin için sevdiğine verirsen adam olursun. Buradaki sevgiler birbirinden farklıdır. Nefsin için sevdiğini gönlün için sevdiğine vermek manasına gelir. Çünkü sevgisiz hiçbir şey olmaz bir kere, ama bizim konuştuğumuz, sevginin yüksek bahsi, yâni aşk bahsi meyil, haz, temayül, arzu, istek... bunlar da sevgi gibi gözükür ama sevgi değildir. Şöyle bir ölçü koymuş büyüklerimiz, beşeri ve nefsânî sevgide doyum, tatmin vardır; ilâhî muhabbette tatmin yoktur. Öyle bir susuzluktur ki içtikçe susuzluğun artar. Halbuki normal susuzlukta, bedenin susuzluğunda suyu içince geçer, yemeğini yeyince karnın doyar, sevgilinle vuslat edince hasretin biter. Halbuki ilâhî aşkın bütün vuslatlarında hasret vardır. Hatta çok ciddi bir nefsânî olmayan, tamamen bir gönül muhabbeti olan iki insan arasındaki aşkta bile öperken seyretmeyi özlersin, seyrederken öpmeyi özlersin. Ayağını görürsün, yüzünü özlersin. Yüzüne bakarsın elini özlersin. Doyum olmaz, doyum yoktur. Bu nefsânî olmayan ciddi bir muhabbettir ve mutlaka çok kısa bir zaman içinde ilâhî aşkın perdesi açılır. Ama doyuyorsan, ah bitti diyorsan, sonra hasretle yeniden başlar. O ayrı mesele ama onda ilâhîlik yoktur, nefsânîdir. Böyle bir ölçü koymuşlar. Bu ölçüyü de kendi kendine insanın objektif olarak doğru ölçebilmesi çok kolay değildir.

'Aşk imiş her ne var âlemde/ilm bir kıyl u kâl imiş ancak' diyen ne demek istiyor?

Bir menkıbeyle cevap vermeye çalışayım. Hz. Mevlânâ'nın hazır bulunduğu bir mecliste âyet ve hadîslerle bazı mevzular konuşuluyor. O sırada gayet asabî bir şekilde Şems-i Tebrîzî meclise dahil oluyor, 'Bırakın bu dedikoduyu. Allah bunu demiş, peygamber bunu demiş. Sen ne diyorsun?' İlim eğer âyetle başlarsa dahi Allah böyle dedi, peygamber böyle dedi, buyurdular. Filanca büyük böyle dedi, falanca zâtın kitabında böyle yazıyor. Bu nedir? Nakilden ibarettir. İşte dedikodu budur. O onu dedi, bu bunu dedi. Peki sen ne diyorsun? Yâni o elde ettiklerinden ne gibi bir hasıla ortaya çıkardın? Sen ne demeye başladın? Senin dediğin mühimdir. Onun dediği ona ait. Senin ne dediğin önemli. Onun için ilim dedikodudur. Biz bunu bir televizyon programında konuştuğumuz zaman sevgili Ahmet Özhan'la , bazı itirazlar geldi. Allah'ın ilim sıfatını inkâr ediyor diye. Hayır, bu çok fazla yanlış anlama olur. Allah'ın ilim sıfatı inkâr edilmez. Çünkü aşk da ilimden gayri değildir. İlim de aşktan gayrı değildir. İnsan sevdiği şeyi öğrenir. Sevmediği mevzuda kitap dahi okumaz. Sevmediği bir mevzunun sohbetini dahi dinlemez. Şimdi bizim bu söyleşimizi okuyanların hepsi aşktan bihaber değil, hepsi aşktan haberdâr. Neden? Çünkü dinliyorlar, çünkü aşkı seviyorlar. Onun için dinliyorlar bizi. Yoksa başka bir şey açarlar. Bir sürü kanal var. Başka bir kanal açarlar. Mademki kulak veriyorlar, demek ki seviyorlar. Sevgisiz hiçbir şey olmaz. İlim de sevgiyle beraber gidiyor, ama akıl yâni ilmin kaynağı olan akıl öyle acizdir ki ancak acizlere yol gösterir. Akla akılla vedâ etmek lâzımdır. Bir misal vermeye çalışırsak; her uçak uçmak için bir piste ihtiyaç duyar. Uçak şeklinde de olsa uçak pistte yürüyor iken fonksiyonel olarak o bir otomobildir, otobüstür ama şekli uçak şeklindedir. Ne zaman tekerlekleri pistten kesilir, havaya çıkar, artık uçak, tayyare, uçucu olmak sıfatı başlamıştır. İşte akıl kişiyi pistin sonuna kadar götürür. Orada eğer akla veda etmezsen uçamazsın. Orada aşk bineğine binip uçmak lâzımdır. Onun için Miraç'taki Burak'a da aşk diyenler vardır, aşkla tefsir edenler vardır, Rasûlullah'ın aşkı. Yoksa Burak ille maddesel bir binek değildir. Aşk bir düşüncedir. Yâni düşüncede yer alan, duyguda yer alan birşeydir. Biz şimdi dinimizin gereklerine bir bakalım. Îmân amelden önce gelir, îmân düşüncededir fiilî değildir. Fiil daha sonra başlar. Evvela düşüncedir. Aşk da böyledir. Evvela âşık olunur, sonra aşkın gerekleri; gerekleri de değil aşk seni yönetir zâten.

Vedûd ne demek?

Vedûd seven, sevilen, sevgiye yegane layık olan gibi çok kısaca lügat manasını söyleyebileceğimiz Cenâb-ı Hakk'ın esmalarından biridir.

Şefkatle aşk arasında nasıl bir farktan söz edebiliriz?

Allah, Rahmânü'd-dünya ve Rahîm-el âhiredir. Rahmâniyet dünyadaki bütün yaratıkların üzerine geçerlidir. Rahîmiyeti âhirette kendi sözünü dinleyenler üzerine geçerlidir. Yâni kendi öyle geçerli kılmış. Şefkat, Rahman tecellîsidir. Aşk, Vedûd tecellîsidir. Tecellîler itibâriyle dayandıkları esmâlar farklıdır. Her aşkta şefkat vardır, her şefkatte aşk vardır. Bunlar kati sınırlarla birbirinden ayrılan duygular değildir. Zâten duygular kategorize edilmez. Hepsi birbirinde vardır ama ön planda değildir. Aşk vermek demektir, öyle bir vermek ki kendinden yok olarak vermek. Allah'ın mahlûkuna âşık olmadan da zâtına âşık olunmaz. Allah insana insandan tecellî eder. Onun için benim fakirhânede bir levha var; 'Yâ Hazret-i İnsân' yazıyor. Bütün o isimleriyle söylediğimiz büyüklerin hepsinin müşterek sıfatı insan olmalarıdır. Malum insan kelimesinin iki kökü olduğu söyleniyor. Birisi ünsiyet; Allah'a yakın olmak. Diğeri de nisyan kökünden geliyor; vaktiyle Allah'ta olduğunu unutup, burada nefsiyle baş başa kalan. İkisi de insan.   Biz   ünsiyetten bahsediyoruz. Nisyan sahibi, unutma sâhibi olanından değil. Herkeste vardır, miktarları değişir. Herkes Allah'a yakındır, hiç farkında değiller. Her nefes aldıkça, her nefes verdikçe 'hu' diyorlar, farkında değiller. Bütün mesele farkında olmaktır, farkına varabilmektir. Yoksa Hz. Hüdâî'nin tabiriyle her nefeste hû var, yâni Allah var. Çünkü varlığın sebebi, zâhirî varlığın sebebi O. Mutlak varlık sâhibi. Neden insan diğer mahlûktan üstün? Çünkü Halîfetullah. Halîfetullah'a âşık olarak müstahlefe âşık olunur. Çünkü halîfe müstahlefin yâni kendisini halîfe kılanın o mevzuda aynıdır. Eşya, nesneler ve Hz. İnsan sevilmeden, Allah sevilmez, mümkün değildir. Ve bu sevginin nasıl olduğunu biraz okuyarak öğrenebiliriz. Hz. Peygamber nasıl davranmış insanlara? Bir küçük misal vereyim, koca olarak Rasûlullah efendimizin davranışı: Hz. Ayşe validemiz anlatıyor. 'Resulallah benden su isterlerdi. Bir kapla ona götürürdüm. Bir yudum evvela benim içmemi isterlerdi. Sonra bir yudum ben içerdim. Kabı, ona uzatırdım. Benim dudağımın değdiği yeri ağzına doğru çevirerek, benim dudağımın değdiği yerden içerdi suyu.' Böyle bir zarâfet, böyle bir aşk ifadesi nerede görebiliriz? Hangi şairin şiirinde, hangi romanın romantizminde? Ama Resulallah böyle. Zevce-i muhteremi olan vâlidemize nasıl davranıyor? Biz nasıl davranıyoruz ve biz bu davranışımızla Rasûlullah'a ne kadar yakınız? Rasûlullah'a yakın olmadan Allah'a hiç yakın olunmaz. Bütün o çok büyük yakınlık ifadesi sahibi olarak aşk tarihine geçmiş Bâyezîd-i Bestami'ler, Yûnus Emreler, Hz. Mevlânâ'lar, Râbiatü'l- Adeviyye'ler, Cüneyd-i Bağdâdîler, hepsi aynı zamanda birer âşık-ı Resuldür. Hz. Mevlânâ'nın şu sözünü unutmamak lâzım; 'Tende canım oldukça Kur'ân'ın sâdık bendesiyim, kölesiyim ve Muhammed yolunun toprağıyım.' Burada sadece şeriat yolu olarak anlamak bu lafı, anlamamak demektir, efendimize öyle bir aşkla bağlıdırlar. Peki, 'göz cemâl ister' diye bir söz vardır, insan âşıkını, mâşûkunu hep görmek ister. Ne yazık ki biz gözü baş gözünden ibaret zannediyoruz. Eskiden dergâhlarda zikrullah sırasında bazı tecellîler olduğu zaman Şeyh Efendi bağırırmış, 'iki gözünü de aç'. Bu iki göz değildir o. Hem baş gözünü, hem kalp gözünü aç demektir. İşte o gözün istediği cemâl, sadece baş gözüyle değil, gönül gözüyle de görülebilir. Yeter ki gönül gözlerimizi açabilelim. O zaman firâk, hasret olmaz.  Onun için Mevlânâ söylüyor, 'Ben öldüğüm zaman arkamdan 'aahh firak' diye bağırmayın. Beni görebiliyorsanız ben hep varım'.  Bundan  ibarettir.

Leylâ ile Mecnûn, Ferhâd ile Şîrîn, Kerem ile Aslı, Arzu ile Kamber gibi halk hikâyelerinde iki sevgili birbirine kavuşmaz. Esas îtibâriyle bize tam duyurulmak istenen yâni oradaki dert nedir aslında?

Bâkî varken fenîye meyl etmektir. Leylâ ne kadar güzel olursa olsun, seksen yaşına gelince muhallebiye dönecek. Ama o zâhirî güzelliklerin bozulmayan birtakım bâtınî güzellikleri vardır, ona meyl etmek lâzımdır bir. Kuşadalı İbrahîm Hz.'nin bir sözü vardır, 'Öyle bir içki içki hiç ayılması olmasın. Öyle bir sevgili sev ki hiç çirkinliği olmasın.' İnsanız aynı zamanda noksanlığa yükümlüyüz, yüklüyüz. Hepimizin çirkin tarafı vardır, ne kadar seversen sev. Bunlara değil, yâni nakşa âşık olacağına, nakkaşa âşık ol istenmektedir bütün bu aşk hikâyelerinde. Bir de şu var, aşkla akıl bağdaşmaz. Estetik diye bir ilim vardır, güzellik de birtakım ölçülere tabidir. Birtakım oranlar ve nispetler vardır güzelliğin târifinde. Mesela, kaşla göz arasındaki uzaklık, burnun dudağa olan mesafesi, kulakla göz pınarının arasındaki mesafe gibi estetik ilminin getirdiği objektif ölçüler vardır, ama aşkta objektivite yoktur. Kays'a yâni Mecnûn'a arkadaşları söylemişler, 'Ya bu senin Leylâ diye yere göğe koyamadığın kız, öyle pek de ahım şahım bir şey değil, kara kuru bir şey.' 'Ahh, bir de siz benim gözümle bakın' demiştir Mecnûn. Aşkta benim gözüm önemlidir. Yâni, subjektivite önemlidir. Bir de şu var, şunu arz edeyim. Uyuz, gözleri çipil, hasta bir köpek geçerken, Mecnûn o köpeği çağırıp, gözlerinden öpmeye başlamış. Arkadaşları demişler ki, 'Kays, sen hakikaten mecnûn oldun artık'. Mecnûn derin bir ah çekmiş, 'bu köpek Leylâ'nın mahallesinin köpeği. Bu gözler Leylâ'yı görmüştür.' Ben bunu bir arkadaşıma anlattım. 'Benim böyle bir aşka aklım ermiyor' dedi. zâten bu iş akıl işi değildir, gönül işidir.

Fuzûlî nihâyetinde bir yerde diyor ki, 'Mende Mecnun'dan füzûn âşıklık istitâdı var/ âşık-ı sâdık menem Mecnûn'un ancak adı var'

Bunlar Yûsuf ile Züleyhâ'lar, Aslı ile Kerem'ler hatta Elif ile Karacaoğlan bile diyebiliriz.

Neşet Ertaş'ın Leylâ'sı...

Evet. Bunlar biraz semboldür. Ben öyle bir aşığım ki, ki orada aşktan kasıt ehl-i beyti Mustafa aşkıdır, Hz. Fuzûlî'deki. 'Bende mecnun'dan füzun âşıklık istitâdı var, âşık-ı sâdık menem Mecunun'un ancak adı var' derken Fuzûlî sembolleşmiş isimlerden daha fazla âşık olduğunu beyan etmek istiyor. Fuzûlî biliyorsunuz Hz. Hüseyin'in türbedarıdır. Oradaki vakıfta görevlidir ve vasiyeti vardır, çok enteresan bir vasiyeti vardır: 'Benim kabrimi öyle bir yere yapın ki, güneş doğduğu zaman Hüseyin'in kabrini aydınlatmadan benim kabrime vurmasın.' Ben 1974' de kabrini ziyaret ettim Fuzûlî'nin. O zaman öyleydi, batı istikametindeydi. Hz. İman Hüseyin'in kubbesinin ve güneş doğduğu zaman evvela kubbenin gölgesi vuruyordu Fuzûlî'nin kabrine. Maalesef kaldırdılar, yol açacağız diye. Şimdi daha bir başka yerde Fuzûlî. Ehl-i Beyt muhabbeti, o da bir safhadır. Çünkü aşkta, daha doğrusu muhabbette bir kaide vardır, sevdiğinin sevdiğini sevmek, sevdiğinin sevmediğini sevmemek. Gerçi sevmediğimin sevmediği yoktur ya. Rasûlullah'ı sevmek, O'nun sevdiklerini sevmekle mümkündür. Allah'ı sevmek, O'nun sevdiğini sevmekle mümkündür. En çok O Rasûlullah'ı severdi, sever hâlâ. Onun için Rasûlullah sevilir. Rasûlullah'ı sevmek için Ehl-i Beyt'ı sevmek lâzımdır, Ehl-i Beyt'i sevmek için Muhibbân-ı Ehl-i Beyt'i sevmek lâzımdır ve hiç söylemek istemediğim ama söylemek mecburiyetinde olduğum bir şey; Ehl-i Beyt muhabbeti hiç kimsenin yed-i inhisarında değildir. Belli gruplara, belli ismi taşıyanlara ait değildir. Aşk bu kadar gruplaşmaz. Onlar da öyle bilsinler.

Dertli'nin çok âşıkane şiirleri var.

'Sâkiyâ camında nedir bu esrâr/kıldı bir katresi mestâne beni/şarâb-ı lâlinde ne keyfiyeti var/söyletir efsâne efsâne beni.'

Bu bir katresi sarhoş eden şey nedir?

Şimdi dîvan edebiyatında biliyorsunuz mazmunlar vardır. Pir-i Mugân şeyhtir, mürşiddir, meyhane dergâhtır. Şarap aşktır. Saki rehberdir vs. gerçi Dertli merhum ciddi olarak da içki kullanan bir zâttı. Çok yerler dolaşmıştır. İran'dan İstanbul'a kadar birçok yerler dolaşmış bir zâttır. İçkiyi fazla kullandığı için bazı muhitler tarafından da hoş karşılanmadığından Bektaşî tekkelerine çok devam eder idi. Bir ara İstanbul'da bulunmuş. Hatta Sultan Mahmud'un fes inkılabı zamanında fes redifli bir de şiir yazmıştır. Fakat Dertli'nin burada söylediği bildiğimiz üzüm suyundan yapılan şarap değildir. Bir katresiyle mestâne olunacak şarâb-ı lâl hakîkî aşk şarâbıdır. Büyük bir tasavvuf siması olan Şemseddîn-i Sivâsî de öyle söylüyor, 'Üzüm suyu olmadan da aşk şarâbı içilir, mest olup mestâne geldiler ta ezelden ta ebed, içtiler aşkın şarâbını âb-ı engür olmadan' Dolayısıyla buradaki şarap aşkın feyzini sembolize eden bir mazmundur.

Dertli halk şairidir ama aruzla da şiir yazmıştır ve dîvan edebiyatındaki mazmunları da kullanmıştır. Sadece dîvan edebiyatında da değildir mazmunlar zâten. 'Dolu içmek' tabiri halk edebiyatında çok kullanılır. Dolu ayran demektir eski Orta Asya türkçesinde. Ayran içtim diyor, halbuki o değildir o. Selâhiyetin, şiir okuma, âşıklık geleneğinin devredilmesidir dolu içmek. Bu da bir içkiyle sembolize edilmektedir. Bakın biz şarâb-ı kevser diyoruz. Şarâb kelimesi zâten halkın anladığı manada bir kelime değildir. Şarap arapçada içilecek şey, tükçede şurup olarak kullanılan, her türlü içilecek şey anlamında, içmek kökünden gelen her türlü şey içilecek şeydir. Ama şarap deyince bizim aklımıza üzüm suyundan yapılma alkol geliyor. Bu değildir. Şarâb-ı aşk, aşk içeceği demektir. Çünkü aşk iç yakıcı bir duygudur. Hasretli nesnedir, hürmetli nesnedir, devletli nesnedir aşk. İç yakıcıdır, iç yangını da, demin arz ettiğim gibi kesafet âleminde yaşıyoruz, iç yangınlanmızı, hep suyla gideriyoruz, bir şey içerek gideriyoruz. Aşkın yangınını da aşk şarâbıyla, aşk içeceğiyle giderebiliriz. Bunlar sembolik anlatımlardır.

Yunus Emre'nin bir ifadesi var, 'Hak bir gönül verdi bana/ha demeden hayran olur.'   Bu bir tür hayret makamı mı?

Zannımca oradaki hayranlık, hayret makamının değildir. Gerçi Yunus Emre hazretleri çok ileri makamlarda bir zât-ı şeriftir. Sözlerinden belli ki içinde olduğu hâlin ne kadarını anlatabilmiştir? Anlattıklarının biz ne kadarını anlayabiliyoruz acaba? Böyle eksikleri de nazar-ı itibâra alırsak, ulaşılmayacak kadar yücelikte bir zât olduğu pekala ortaya çıkar. Zâten hâlâ yediyüz küsur senedir yaşıyor olması da bunun bir göstergesi. Hayranlık, hayret değildir. Hayranlık her eşyada o eşyanın yapıcısını görüp o eşyayla beraber sevmek demektir. Çok güzel dokunmuş bir halıyı severken, 'adam ne güzel dokumuş' lafını da mutlaka söyleriz. Çok güzel bir eşya gördüğümüz zaman, 'yapan çok ustaymış' sözünü söyleriz. Yâni subje ile beraber o subjeyi ortaya koyan kudreti de mutlaka kullanırız. Hayranlık bu demektir. Kâinata baktığımız zaman kâinatın ustası da Rabbü'l-Âlemîn'dir. Allah ne yaratmış. Benim evim batıya bakıyor. Ben bazen güneşin batışını seyrederim. Hiçbir ressamın paletinden çıkmayacak renkler ve her an değişen renkler vardır. Sadece gurûb seyretmek değil, o gurubu öyle yapan Rab'ın kudretini seyretmekte gurûb seyretmek zevkine dahildir...

 

Bu roportaj Keşkül Dergisi 1. Sayısında yayınlanmıştır.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/9/2008 - SENİ SIYGAYA ÇEKER/BİR MOLLA KASIM GELİR

Kategori: Se_ki

SENİ SIYGAYA ÇEKER/BİR MOLLA KASIM GELİR


Ben dervişim diyene
Bir ün edesim gelir
Tanıyuban şimdiden
Varup yetesim gelir

Sırat kıldan incedir
Kılıçtan keskincedir
Varıp anın üstüne
Evler yapasım gelir

Altında gayya vardır
İçi nâr ile pürdür
Varıp ol gölgelikte
Biraz yatasım gelir

Ta’n eylemen hocalar
Hatırınız hoş olsun
Varuban ol tamu’da
Biraz yanasım gelir

Ben günahımca yanam
Rahmet suyunda yunam
İki kanat takınam
Biraz uçasım gelir

Andan Cennet’e varam
Hak’kı Cennet’te görem
Hûri ile gılmanı
Bir bir koçasım gelir

Derviş Yunus bu sözü
Eğri büğrü söyleme
Seni sıygaya çeker
Bir Molla Kasım gelir

Yunus Emre
_______________

Molla Kasım Kim?
...............................
Rivayet edilir ki,

'' molla kasım isminde bir softa yunus''un şiirlerini almış eline, bir dere kenarında okumaya başlamış.

ilk bin şiiri okuyunca ''bunlar şeriata uygun değil'' deyip binini de dereye atmış.

ikinci bin şiiri de okumuş ve yine ''bunlar da şeriata uygun değil'' deyip bu şiirleri de yakmış.

üçüncü bin şiire başlayınca,

''derviş yunus bu sözü eğri büğrü söyleme
seni sıygaya çeker bir molla kasım gelir.''

beyitini görmüş ve şoke olmuş. ''ben ne yaptım? ben ne ettim? '' demeye başlamış. ''

derler ki,

'' ilk bin şiiri sulardaki varlıklar okur imiş. yakılan ikinci bin şiiri ise gök ehli terennüm edermiş. üçüncü bin şiir de insanlara kalmış.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/9/2008 - GÖRSEL ŞİİR

Kategori: Se_ki



Akl’a Uzak Asl’a Yakın

Önce Katıksız Apaçıklık Gurbet Türküsü

Aşk Ehli


Dönüşüm


KABUKSUZ YARA

Karakalem-im



POLİTİK GÜNDEM

gökekin.com

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/9/2008 - Düşündüren çizgiler

Kategori: Se_ki

DÜŞÜNDÜREN ÇİZGİLER





















 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/8/2008 - EN GÜZEL BEYİTLER

Kategori: Se_ki
*Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yâr

  Öyle mest oldum ki gayrin merhabasını bilmedim  (Ahmet Paşa)

                *Hani ol gül gülerek geldiği demler şimdi

                          Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz(Mahir)

*Dene altunu mihenk taşında

Dahi insanı bir iş başında

           *Bir gül dedi bülbül güle, Gül gülmedi gitti

           Gül bülbüle, bülbül güle, Yar olmadı gitti

 *Bakmamıştır, dönüp hayatıma

Ağlayanlar, bugün, vefatıma (A.Nihat Asya)

          *Kimsesiz kimse yok, herkesin var bir kimsesi

          Kimsesiz kaldım yetiş, kimsesizler kimsesi

*Canı canan dilemiş vermemek olmaz ey dîl

Ne nîza eyleyelim ol ne senindir ne benim (Fuzuli)

          *Düşenin dostu olmaz demişler düşte görürsün,

           Sen o zaman dostları, düşte görürsün

*Varlığından şu güzel ülkeyi kurtarsak da

 Adımından kalan izler, lekedir toprakta. (A.Nihat Asya)

          *Nerde gölgen, Ey Osman'ın o büyük

           Çınarından kalan zavallı kütük. (A.Nihat Asya)

*"Suyu yokmuş... bu haliyle ay toprağı neye yarar?"

  Diyenlere cevap: "Teyemmüm etmeye yarar"  (A.Nihat Asya)

          *Gün olur... bin giden, on erle döner

            Fakat zaferle döner! (A.Nihat Asya)

*Millet, vatan ve din ona-ömrünce- verdi güç

  Ay gökyüzünde birdi, Onun bayrağında üç.(A.Nihat Asya)

          *Padişahı âlem olmak bir kuru kavga imiş

            Bir veliye bende olmak cümleden âlâ imiş. (Yavuz Sultan Selim)

*Yazı yazmak istersen, al eline kalemi durma yaz

  Yazı yazmak istemezsen, al eline kazmayı durma kaz.

          *Yazı yazan hem güldür hem çiçek

           Yazı yazmayan hem öküzdür hem eşek

*Kelamın fizza ise sükut eyle olsun zeheb

Kemal ehli kemâlâtı böyle buldu hep.

         *Gökten nazire indi sihamı kazasına

           Nef'î diliyle uğradı Hakkın belasına

*Tok olan cümle âlemi tok sanır

 Aç olan âlemde ekmek yok sanır.

          *Çağrıldığın yere erinme

           Çağrılmadığın yerde görünme

*Kendi kendine ettiğin âdem

 Bir yere gelse idemez âlem.(Adlî)

         *Adam, adamdır eğer olmaz ise bir pulu

           Eşek yine eşektir, atlastan olsa çulu.(La edri)

*Yine ben bir öğüt aldım pirimden

 İyilik ettiğinde sakın kendini.(Köroğlu)

         *Beklemek güzel şey, gelecekse beklenen

          Özlemek  güzel şey, özlüyorsa özlenen.

*Al kaşağıyı gir ahıra

Yarası olan at gocunsun

          *Cümleler doğrudur sen doğru isen

            Doğruluk bulunmaz sen eğri isen.(Yunus Emre)

*Sirkati şiir edene kati zeban lazımdır

Böyledir şer'i belagatte fetavayı sühan. (Sünbülzade Vehbi)

           *Güden çoban sürüyü döndürünce ters yöne

             Geçmez mi sürüdeki topal koyun en öne.(La edri)

*Allah'a sığın şahsi halîmin gazabından

Zira yumuşak huylu atın çiftesi pek olur.(Ziya Paşa)

           *Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz,

             Şahsın görünür, rütbe-i aklı eserinde.(Ziya Paşa)

*Milyonla çalan mesned-i izzette şerefaz

Birkaç kuruşu mürtekibin cây'i kürektir.(Ziya Paşa)

          *Söz bilirsen söyle senden ibret alsınlar

            Söz bilmezsen sükût eyle seni insan sansınlar.

*Muradını anlarız ol gamzenin izanımız vardır,

Belî söz bilmeyiz ama biraz irfanımız vardır.(Nedim)

         *Gülü vermen için gülü vermem mi gerek

           Haydi gülüm gülüver de, gülü vereyim. (Havace)

*Pek tabi olmaya gelmez terbiyesiz derler

Pek samimi olmaya gelmez saygısız derler.(C.Şehabeddin)

          *Gafletlere, zilletlere, zulmetlere lanet

            Sen doğ bize, sen doğ bize ey fecri hakikat. (Tevfik Fikret)

*Bir mevsimi baharına geldik ki alemin

 Bülbül hamuş, havz teki, gülistan harab.(İzzet Molla)

           *Pür ateşim açtırma benim ağzıma zinhar

            Zalim söyletme derunumda neler var.

*Bir saçı Leyla'ya mecnun'dur deyu

Yazmışlar defteru divane beni.(Dertli)

           *Bizi sarsar bir sülüs yazı görsek

            Bize heyecan verir bir parça kırık çini.(F.N.Çamlıbel)

*Bazen gönül dalar suların musikisine

Bazen Yesari hatlarının en nefisine.(Yahya Kemal)

           *Mende Mecnundan fuzun âşıklık istidadı var

            Aşıkı sadık menem, Mecnun'un ancak adı var. (Fuzuli)

*Bir kadehle sâki gamdan azad eyledi

Şad olsun önlü onun gönlümü şad eyledi.(Hoca Dehhani)

            *Ger derse Fuzuli ki güzellerde vefa var

              Aldanma ki şair sözü elbette yalandur.(Fuzuli)

*Sen Ahmedü Mahmudu Muhammedsin efendim

Hak dan bize sultan-ı müeyyedsin efendim. (Şeyh Galib)

            *Mâh-ı muharrem oldı meserret haramdır

              Matem bugün şeriate bir ihtiramdır. (Fuzuli)

*Öyle zaif kıl tenimi firkatinde kim

Vaslına mümkün ola yetürmek saba beni. (Fuzuli) 

            *Ben akıldan isterim delalet

              Aklım bana gösterir dalalet. (Fuzuli)

*Zülfüne kalsa perişan eylemezdi dilleri

Anı da tahrik eden bâd-ı sabadır. (Fuzuli)

            *Aşk icre azab olduğun andan bilirim ki,

             Her kimse ki âşıktır, işi ahu figandır. (Fuzuli)

*Ne yanar kimse bana âteşi dilden özge

Ne açar kapım bad-ı sabâdan gayrı.(Fuzuli)

           *Mecnun ile bir mektebi-i aşk icre okuduk

             Ben Mushafı hatmettim, o Leyli'de kaldı. (Fuzuli)


*Masivadan el çekip mahlukattan ümit kes

Virdin olsun her nefes "Allah bes, baki heves"(La edri)

            *Başında aklı olan ücrete amel etmez

              Huriyle aldanmaz, göz ile kaştan geçer. (Yunus Emre)

*Gül gülse daim, ağlasa bülbül aceb değil,

Zira kimine ağla demişler, kimine gül.  (Baki)

             *Yedim sûg-i Halep'te bir pilav, ismin sual ettim,

*Ya rab bana cism-u can gerekmez,

Canan yok ise can gerekmez.(Fuzuli)


           *Ey Fuzuli yar eğer cevr etse ondan incinme

            Yar cevri, aşıka her dem muhabbet tazeler. (Fuzuli)

*Gözlerime bak, orada görürsün hep vefayı

Hem yârimin bana ettiği her cevrü cefayı.(Havace)

           *Gazel bildürür şairin kudreti

             Gazel arturur nazımın şöhretin

*Gittin amma ki kodun hasret ile canı bile

İstemem sensiz olan sohbeti yaran bile. (Neşati) 

          *Câm-ı cem nûş eyle ey Cem bu firengistandır

            Her kulun başına yazılan gelür  devrandur.(Şehzade Cem)

*Vech-i Yeldanın kıymetini sarhoş ne bilsin

Sen onu aşık olmuş biçare mecnuna sor.(Havace)

           *Gör zahidi kim sahibi irşad olayım der

           Dün mektebe vardı bugün üstad olayım der.(Ruhi)

*Çin ellerinin çok gözü ahuların övme

Ey hâce bu rum elleridir, bunda neler var.(Ruhi)

           *Kimdir bizi men eyleyecek dârı cinandan

            Mevrusu pederdir gireriz hane bizimdir. (Nabi)

*Onlar bana vurgun

Ben ona meftun.(Havace)

           *Göz gördü gönül seni sevdi ey yüzü mâhım

             Kurbanın olam var mı benim bunda günahım.(Nahifi)

*Haddeden geçmiş nezaket yâl-u bal olmuş sana

Mey süzülmüş şişeden ruhsarı al olmuş sana.(Nedim)

            *Dikkatler ile seyrederiz yari serapa

             Görmez mi idik biz de eğer olsa vefası.(Baki)

*Avazeyi bu âlemde Davud gibi sal

Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş.(Baki)

            *Ey Necati, yürü sabreyle elinden ne gelir

             Hublar, cevr-u cefayı kime öğretmediler.(Necati)

*Nabi ile ol afetin ahvalini naklet

Efsane-i Mecnun ile Leyla'dan usandık.(Nabi)

            *Ne dünyadan safa bulduk, ne ehlinden recamız var,

             Ne dergâhı Huda'dan maada bir ilticamız var.(Nefi)

*Varalım bir iki gün zikredelim Mevla'yı

Bize ısmarladılar mı bu yalan dünyayı.(II.Murat)

            *Güzel sevmekte zahid müşkilin var ise bizden sor

              Bizim ol fende çok tahkikimiz, itkanımız vardır. (Nedim)

*Çok insan anlayamaz eski musikimizden,

Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden.(Yahya Kemal)

            *Güzellerde olsaydı biraz vefa

              Olur muydu güzellikleri heba. (Havace)

*Şeb-i Yeldayı muvakkitle, müneccim ne bilsin?

Mübtelayı gam'a sor kim geceler kaç saat çeker.

            *Geçme namert köprüsünden ko aparsın su seni,

              Yatma tilki gölgesinde ko yesin aslan seni.

*Miyanı gütüguda bedmeniş iham eder kubbun

Şecaat arz ederken merdi kıpti sirkatin söyler.(Koca Ragıp Paşa)

            *Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm

             Ölümsüzlüğü tattık bize ne yapsın ölüm.

*Sakın terki edepten kuy-i mahbubi Hüdadır bu

Nazargahı ilahidir, makamı Mustafa'dır bu.(Nabi)

            *Cihanda âdem olan bî gam olmaz

              Anınçün  bî gam olan âdem olamaz.(Necati)

*Âdem odur ki adını alemde andıra

Alemde ad kalır âdem gelir gider.(Âdem Dede)

            *Sanma âlemde gerektir âdemi, insna olur

             Kimisi insan olursa kimisi şeytan olur.

*Âdeme âdem gerektir âdem etsin âdemi

Âdem âdem olmayınca netsin âdem âdemi.  (Ziya Paşa)

           *Ağlamak göründü gönül, ağlayalım seninle

             İnlemek göründü gönül inleyelim seninle.(Aziz Mahmud Hüdayi)

*Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ede Hak

Padişah girmez saraya, hane mamur olmadan

           *Bir ah ettim derinden

            Yer oynadı yerinden.

*Cüzi akıl, söz ve işlerimizde bize delil olur

Ama Allah bahsinde değeri sıfır olur.(Mevlana)

          *Subh dem dönse n'ola mihr-i cemale lale,

           Oldu mazhar-ı aded-i ismi celale "Lale". (Ref'i Kâlâyi)

*Efendi ne isterse etmek gerek

Kuluz biz düşer mi sual etmek.(İzzet Molla)

          *Harâbât ehlini hor görme zahid

           Hazineye malik ne viraneler var...(Ragıp Paşa)

*Arif isen bir gül yeter kokmağa

Cahil isen gir bahçeye, yıkmağa.(La edri)

          *Sanma ey hace ki senden zer-u sim isterler

           "Yevme La yenfeu'da" kalbi selim isterler.

*Ekmeyen biçmedi bu mezrada elhasıl

Kime lazım ekmek, ona lazım ekmek.(Akbıyık Sultan)

           *Hırlaşır bir lâşeye üşüşmüş nice yüz bin kılab

             Biz de pay almak için geldik bu kavga üstüne. (Hüdai)

               Arap kuskus deyince, bezli mechud eyledim kustum. (Sururi)

*Günlerdir almadım senden ne bir mektup, ne bir haber

Kaldır nikabını, göster cemalini ey vefasız dilber. (Havace)

            *İlim bir hucce-i bî sahildir

              Anda alim geçinen cahildir. (Nabi)

*Tütünsüz uykusuz kaldım

Terk etmedi sevdan beni. (Ahmet Arif)

            *Bizler mi vakti hoşça geçirmekteyiz bu gün

             Şüphem budur: Vakit mi geçirmektedir bizi? (Yahya Kemal)

*Ey kimsesizler, el veriniz kimsesizlere

Onlardır ancak el verecek kimse sizlere. (Yahya Kemal)

            *Uğrarız sadmesine her gelenin

             Bu da bir çiftesi hergelenin

*Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi

 Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi

           *Güzellerde vefa olmaz demek yanlış ey Baki,

            Olur vallahi billahi hemen yalvarı (parayı) görsünler.(Baki)

*Muıni zalimin dünyada erbabı denaettir.

Köpektir zevk alan sayyad-ı bî insafa hizmetten.(Namık Kemal) [/color]
           
*Bir katre mâ düşünce gülün kalbi pakine

           İsmim çıkar heman varak-ı tâb-nakine. (Ke-ma-l)

*Bende yok sabru sükûn, sende vefadan zerre,

İki yoktan ne çıkar fikredelim bir kerre.(Nâ-bi)

         *Sefinenin başı girerse limana,

           O memduhun ismi çıkar meydana. (Sü-leyman)

*Erbabı teşaur çoğalıp şair azaldı,

 Yok öyle değil şairin ancak adı kaldı. (Muallim Naci)

          *Hoş olur gecede mey sohbeti mehtab olıcak

           Nursun meclise gel kim demişiz sana mâh sana.(Necati)

*Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,

Birinciliği beyaza verdiler. (Özdemir Asaf)

           *Yahya'yı yar ağlatırsa gam değil,

             Müşkil budur ki düşmanı nadanı güldürür. (Şeyhülislam Yahya)

*Aşk cellâdından ne çıkar, mademki yar vardır,

Yoktan da davardan da ötede bir vardır.(Sezai Karakoç)

          *Kula bela gelmez Hak yazmadıkça,

           Hak bela yazmaz kul azmadıkça.

*Gam değil amma bu mülkün böyle elden gitmesi,

Gitgide zulüm etmeye elde ahali kalmıyor.(Şair Eşref)

         *Bizler savaş ölüleriyiz,

           Bundan böyle karşı-karşıya değiliz,

            Bildiririz.

*Kim istemez mutlu olmayı,

Ama mutsuzluğa da var mısın. (Cemal Süreyya)

          *Bir demet reyhan verseler bülbüle

            Koklamaz onu yine gider dikenli bir güle.

*Gülün güzelliğini bülbülden öte kim bilir?

Benim âb-ı hayatım senin bitmez sevgindir.

           *Aşk odu evvel düşer maşuka, ondan aşığa

           Şem'i gör kim yanmadan yandırmadı pervaneyi.

*Pişkinin halini anlayamaz ham,

Kısa kesmek gerek sözü vesselam.

          *Nesimi'ye sordular kim yârin ile hoş musun?

            Hoş olam ya olmayayım ol yar benim kime ne? (Nesimi)

*Bed asla necabet mi verir hiç üniforma

 Zerdüz palan ursan eşek yine eşektir.  (Ziya Paşa)

          *Ayıttı ol Peri bir gün düşüne girurem bir şeb,

           Sevincimden nice yıllar geçiptir görmedim uyku.(Zati)


*Eksik olamaz gamımız bunca ki bizden ham alıp

Her gelen gamlı gider şad gelip yanımıza. (Fuzuli)

        *Merhem koyup onarma sinemde kanlı dağı

          Söndürme özelinle yandırdığın cerağı.(Fuzuli)

*Eylesen tutiyi talimi edayı kelimat

Sözü insan olur ama özü insan olmaz. (Fuzuli)

        *Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yâr

          Öyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim. (Ahmet Paşa)

*Kabiliyet dâd-ı Hak'tır her kula olmaz nasip

Sad hezâr terbiye etsen bî-edep olmaz edîp.(Lâ edri)

        *Nâdir bulunur tıynet-i kâmilde kusûr

          Kem-mâyeden eyler ne ki eylerse zuhûr. (Ragıp Paşa)

*Zalimlere mehl olmasa matlub-ı ilahi

Bir demde yıkar alemi mazlumların ahı.(Sırrı Paşa)

        *Bahşeyleyip günahımı mesrûr eder misin

         Ya Rab harâp kalbimi ma'mûr eder misin.(Enderunlu Vâsıf)

*Mücerribân-ı umûrun kelâmı gerçek imiş

Yalan dedikleri dünyayı böyle bilmez idim. (Yenişehirli Avni)

       *Leb zikirde amma ki gönül fikr-i cihanda

        Kaldı arada sübha-i mercan mütereddid. (Nâbî)

*Kahve narhın arttıran kahve gibi çeksin azab

Hem yanıp hem rû-siyah hem hurd ola gark-ı âb

(Narh:Fiyat-Rû:Yüzü-Hurd:Öğütülme-Gark:batmak)

       *Senden, bilirim yok bana faide ey gül

       Gül yağını eller sürünsün çatlasa bülbül

*Meşveretsiz kim ki bir iş işleye

Şol nedamet parmağın çok dişleye.(Zarifî )

        *Arif isen bir gül yeter kokmağa

          Cahil isen gir bahçeye yıkmağa.

*Nedenlü cehd edersen bir murâde

Nasib olmaz mukadderden ziyâde.

          *Çünki yok ev sahibinden fâide

           Rabbenâ enzil aleynâ mâide

*Ne kendi eyledi rahat,ne halka verdi huzur

Yıkıldı gitti cihandan,dayansın ehl-i kubur.

           *Kişiye her işi  âlâ görünür

            Kuzguna yavrusu Ankâ görünür.

*Çeşmi insaf kadar kamile mizan olmaz

Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz. (Nevadir-ul Âsar)

           *Sûretin sîretine şahittir

            Başka şahit aramak zâiddir.(İbn-ül Emin Mahmud Kemal)

*Erbab-ı fazlü marifet olmazdı muteber

Herkes cihanda olsa eğer sahib-i hüner.(Sâmih)

           *Koyamam kargayı bülbül yerine

            Çiçek açmış dikeni gül yerine.(Şinâsi)

*Postu sırtında gezer hayvanın

İlmi sadırında olur insanın.(Vehbî Sümbülzade)

           *Derd-i dili açma sakın herkese

             Derde deva derdi çekenden gelir.Ali Fakri (Şeyh)

 *Gelince vakt-i hacet geçmedim hatırlarından hiç

Anın çün ben de şimdi hatır-ı ahbabdan geçtim.(Yenişehirli Avni)

            *Yâri bil, ağyârı bil aklın başında var iken

              Fevt-i fursat eyleme fursat yedinde var iken. (Dertli)

*Gözlerim ebna-yı ademden o rütbe yıldı kim

İstemem ben fatiha tek çalmasınlar taşımı. (Şair Eşref )

              *Başımla gönlümü edemedim eş

                Biri yüz yaşında biri yirmi beş.Celal Sahir (Erozan)

*Basma cahilin izine

Gitme şeytanın sözüne. (Ruhsati)

              *Dü İbrahim amed bedârı cihan

                Yeki putşiken, yeki putnişan.(Figani)

*Bahşeyleyip günahımı mesrur edermisin

 Ya Rab harab kalbimi mamur edermisin? (Enderunlu Vasıf)

               *Dil gitti gerçi yerine kondu hezar gam

                 Biri gider bini gelir oldu belaların (Şeyhülislam Yahya)

*Gelince vakti hacet geçmedim hatırlarından hiç

Onunçün ben de şimdi hatırı ahbabdan geçtim(Yenişehirli Avni)

                *Zalimlere mehl olmasa matlubi İlahi

                  Bir demde yıkar alemi mazlumların ahı (Sırrı Paşa)

*Nadir bulunur tıyneti kamilde kusur

 Kem mayeden eyler ne ki eylerse zuhur(Ragıb Paşa)

                 *Neye halk etdi deme Hazreti Mevlâ nâyı

                   Halka bildirmek için Hazreti Mevlanayı (La edri)

*Kabiliyet dâd-ı Hak'tır her kula nasib olmaz

Sad hezar terbiye etsen bi edeb olmaz edib(La edri)

                  *Kişiye her iş a'la görünür

                   Kuzguna yavrusu anka görünür(Şinasi)

*Eski eş'arda dürbin ile mâna görülür

Yeni eş'arda mâna diye külfet yoktur.(Şair Eşref)

                 *Sana senden gelir bir işte dâd´ lâzımsa
                 Zaferden ümidin kes gayriden imdad lâzımsa.


Yüksel ki yerin bu yer değildir;
Dünyaya gelmek hüner değildir.


                  Bize gayret yaraşır, merhamet Allah'ındır.
                  Hükmü ati ne fakirin, ne de şeyhin şahındır
                                                                                           (Namık Kemal)


*Dün öldü, bugün ise, sanki can çekişmede,
Yarın henüz doğmadı, doğmayacak belki de.
                                             (Bisr-i Hafi)


                 *Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir,
                 Tekdir ile uslanmayanın hakki kötektir.
                                                                                       (Ziya Paşa)
 
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/8/2008 - Noktalar

Kategori: Se_ki

--- Nokta 1 ---

Göğsümde mahşerin sesini dinle
Dinle de beni sök efsanelerden
Hakikatten kaçtığın gün seninle
Bir baykuş uçmuştu viranelerden



--- Nokta 2 ---


Vakit bir sigaradır belki de bir
Sarımdır
Anladım ki aşka dair her şiir
Yarımdır


--- Nokta 3 ---


Bana benzeyen yanım terk etti gitti beni
Kim bilir bizden özge yalnız olduğumuzu
Sözden azat biz mi var? Yani benim kimliğim
Ünlemleri çalınmış bir imla klavuzu



Bütün noktalar için tıklayınız


Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/6/2007 - Bekleyeceğim

Kategori: Se_ki

 

BEKLEYECEĞİM


 

Aylar geçip yıllar olsa da
Yıllar geçip zaman dolsa da
Aşkın arzuları beni boğsa da
Bir gün seversin diye bekleyeceğim

Bugün nişanlansan, yarın evlensen
Benden başka binbir kişi sevsen
Hepsiyle ayrı ayrı izdivaç görsen
Bir gün dönersin diye bekleyeceğim

Seni beklemekle geçse de ömrüm
Şu fani dünyada kalmasa günüm
Senden uzakta ölürsem bir gün
Ahirette seni bekleyeceğim...

Ahmed Hamdi TANPINAR
 
 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/6/2007 - Seviyorsanız eğer...

Kategori: Se_ki

 

SEVİYORSANIZ EĞER


Seviyorsanız eğer;
Geç kalmayın sakın aşkınızı
söylemeye
telgraf çekin, telefon edin,
mektup yazın...
Uçaklara, trenlere
tüm taşıtlara binin...
Koşun, arayın, bulun,
haber gönderin, birine anlatın...
Duvarlara yazın, ağaçlara kazıyın...
Yani deneyin bütün olanakları,
hiç olmazsa; iki yaprak
samanlı kağıda yazın...
Ama sakın geç kalmayın!

AŞKINIZI SÖYLEMEYE...

ÖZDEMİR İNCE

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
  • ANAXIMANDER’İN VECİZESİ
    Martin Heidegger
    Çev: Nejat Aday

  • Hakkımda

    Vurulmuşların, ezilmişlerin, hep tokat yemişlerin blogu


    Kategoriler

    Arkadaşlarım

    siyah
    guldeste
    gulten
    bahargozlum
    zbyd
    acihuzun
    nalezar
    medinepazari23
    okyanusumm
    keyifliblog
    1sessizgemi3
    hukuksal
    sufiderwish
    pelin85
    yeniirmak
    nurlayemek
    metekan
    gullistan
    htmlkodlar
    cimkim
    huzundenizi
    aksitabraxas
    angelsmone
    alimuraterbil
    huseyinikbal
    canoya
    asligulerr
    gülnaz hasköy
    kuranadavet
    suskunciglik



    SOHBET ODASI

    ::Ders Notları
    :: Hazır Cevaplar
    :: Deyimler Sözlüğü
    :: Şiir Dinletisi
    :: Deyimlerin Öyküsü
    ::
    Biyografiler
    ::
    Ders Bulmacaları
    ::
    Türk Destanları
    ::
    Dünya Destanları
    ::
    Bilmeceler
    ::
    Masallar
    ::
    Sesli Kitaplar
    ::
    Şiir Üzerine Aforizmalar
    ::
    Performans Ödevleri &